İLKOKUMA-YAZMA ÖĞRETİMİ

GİRİŞ :

Burada sizlere uzun uzadıya İlkokuma-Yazma öğretiminin nasıl yapılacağı konusu üzerinde durmayı düşünmüyorum.Bu konuda piyasada yeteri kadar kaynak olduğuna inanıyorum.Sizlere kendi deneyimlerime dayalı olarak İlkokuma-Yazma öğretiminin püf noktaları diyebileceğimiz konular üzerinde duracağız

1-Her çocuk okuma yazma öğrenebilir.Ancak yeterli zamanı vermek gerekir.

Okullarımızda yeterli zaman verilmiyor.
Gerek zeka düzeyinin normalın altında olması,gerekse diğer problemler sebebiyle 1.yıl okuma-yazma mekanizmasını çözemeyen öğrenciler olabilir.Öğretmenler genelde bu öğrencilere sınıf tekrarı yaptırırlar.Ancak 2.yıl bu sınıf tekrarı yapan öğrencilerin öğretmenleri ile görüşmek ve bu öğrencilerin İlkokuma-Yazma öğretiminin hangi aşamasında kaldıklarını bildirmek bu öğrencilerin neden okuma yazma mekanizmasını çözemedikleri konusunu görüşmek birinci yıl bu öğrenciyi okutan öğretmenin görevidir.Bu olmadığı için öğretmeni ikinci yıl bu tip öğrencileri sanki okula yeni gelmiş gibi düşünüp,bunlara kalem tutma,karalama dönemi,çizgi çalışmaları gibi genelde kas-göz ilişkilerini güçlendirici çalışmaları yaptırmakta ve bu tip öğrencilerin hazırlık dönemi süresi boşa gitmektedir.Sonra cümle aşamasına geçildiğinde bu defa da bu öğrencilerin birinci yılda öğrendikleri cümleler öğretilmeye başlanmakta,bu tip öğrenciler cümleleri önceden bildikleri için cümle döneminde başarılı olmaktadırlar,alkışlanmaktadırlar sınıfın çalışkan öğrencileri konumundadırlar.Ancak sıra kelime ve hece tanıma çalışmalarına gelince bu öğrencilerin gittikçe gerilemeye başladıkları görülmektedir.Öğretmenler de genelde; Bu öğrenci zaten geri zekalı,ben en iyisi diğer öğrencileri kurtarayım,bu öğrenciler kalırlarsa kalsınlar gibi bir düşünceye kapılarak bu öğrencileri yine bir kenara atmaktadırlar.Böylece bu öğrencilerin ikinci yıl da okuma yazma öğrenemedikleri,hatta aynı sırayı izleyerek bir kaç yıl daha okuma yazma öğrenemediklerine rastlamak mümkündür.Oysa bu öğrencilere ikinci yıl hazırlık aşamasından değil de bir seviye grubu oluşturularak birinci yılda kaldıkları yerden devam edilmiş olsalardı;onlara gerekli zaman verilmiş olacaktı ve bu öğrenciler ikinci yılda okuma yazma öğreneceklerdi.


2-Hazırlık dönemi İlkokuma-Yazma öğretiminin en önemli devresidir.

Öğrencilerin yazıları nın güzelliğinden tutun da defter kullanma ,sırada oturma,sınıf düzeni ve kuralarına uyma,okuma yazma zevk ve alışkanlığının kazanılması gibi bir çok olumlu veya olumsuz davranışların ortaya çıkacağı bir dönemdir.Örneğin:Yuvarlak harflerin yazım yönünü bu devrede yanlış kavrayan ve bu davranışı pekiştiren bir öğrenci ömür boyu akıcı bir el yazısı yazamayacaktır. Her yuvarlak harfe gelişinde bir kesinti yapma zorunda kalacaktır.Bu devrede tüm harflerin isim vermeden yazılışları eksiksiz olarak sağlanmalıdır.Cümle döneminde artık yazının güzelliği veya harflerin doğru yazılması gibi etkinliklerle zaman geçirilmemelidir.


3-İlkokuma-Yazma çalışmalarına başlamadan önce bu yaş grubu öğrencileri çok iyi tanımamız gerekir.

Birinci sınıf öğrencilerinin tüm gelişim devreleri hakkında sınıf öğretmenin tam ve eksizsiz bir bilgiye sahip olması gerekir.Örneğin bu yaş grubu öğrencilerde "ödevini yetiştirememe korkusu" olmasına rağmen;bir çok öğretmenin "bu cümleden evde 20 tane yazın",veya "bir sayfa yazın" gibi anlamsız ve sınırlı ödevler verdiklerine tanık oluyoruz.Bu tip ödevlerin öğrenciye faydası olmadığı gibi,zararı da vardır.Bu öğrenciler öğretmenin verdiği bu ödevi yapmak isteyeceklerdir. Belki yapmadan da yatmayacaklardır ama nasıl;Oyun çağında oldukları için okuldan çıktıktan sonra önce oyun oynamayı düşüneceklerdir.Sonra zar zor akşam sofrasına oturacaklar,yemekten sonra da yine oyun veya tv'de bir çizgi filim izleyip,sonra da yatmak isteyeceklerdir.İşte o zaman ödevini yetiştirememe korkusu kapısını çalacak ve ödevini yapması gerektiğini anlayacaktır. Anne,baba ve kardeşlerinden yardım istenecek,onların yardım etmemesi üzerine önce bir tane öğretmenin istediği gibi,sonra gittikçe bozulan bir yazı ile,daha sonra da çabuk bitmesi için her defasında bazı harflerin yapılmaması ile ödev tamamlanacaktır.Tamamlanacaktır ama en son cümlenin ancak kelimelirin başında veya sonunda bir kaç harfin kaldığını göreceksiniz.Sakın öğrencilerinize bu tip ödevler vermeyiniz.


4-Bu yaş grubu öğrencileri oyun çağındadırlar.

Tüm çalışmalarımızı oyunlardan yararlanarak yapmak gerekir.Böylece sınıf disiplininin en üst düzeyde ve zorlanmadan sağlanması da söz konusudur. Öğrencilerin okula geldikleri ilk günden başlayarak cümle,kelime ve hece dönemlerinde oynanabilecek sayısız oyun mevcuttur.Bu oyunları bir çok kaynakta bulabilirsiniz.Bulmada güçlük çekiyorsanız ve bana bildirirseniz e-mail yoluyla gönderebilirim.


5-İlkokuma-Yazma öğretiminin temel espirisi bana göre "olgunluk" olayıdır.

Bizler hazırlık aşamasındaki çalışmalarımızla önce öğrencilerimizi okuma-yazma etkinliklerini yapabilecek düzeye getiriyoruz.Sonra bir takım cümleler, kısa tekerlemeler,sayışmalar veya seviyelerine uygun bir hikayenin zaman zaman planlanan belli bir bölümünün okunması,bu cümle veya tekerleme,mani kısacası elimizdeki malzememiz neyse onun öğrenciler tarafından öğrenilmesi,anlamının pekiştirilmesi,sonra da ezbere yazılabilmesi çalışmalarını yapıyoruz.Verdiğimiz cümleler çoğaldıkça öğrencilerimiz belli bir müddet sonra benzer kelimeleri değişik cümle veya dörtlükler içerisinde tanıma,görebilme olgunluğuna ulaşıyorlar.İşte bu olgunluğa ulaşılınca öğretmen de mecburen bir yandan yine cümle vermeye devam ederken,diğer yandan da kelime tanıma çalışmalarına başlıyor.Burada dikkat edilmesi gereken öğrencilerin bu olgunluğa kavuşmalarını sabırla beklemektir.Aynı olgunluğu hece tanıma ve diğer devrelerde de göstermek gerekir.Eğer öğrenci bütün içerisinde parçaları görme olgunluğuna ulaşmadan öğretmen parçaları göstermeye kalkarsa burada bir zorlama söz konusu olur.Öğrenci belki daha kısa bir zamanda okuma-yazma öğrenir ama ruh sağlığı bozulabilir,okuma-yazma zevki kaybolur.Bugün bir çoklarımızın kitap okuma zevk ve alışkanlığını kazanamayışımızın altında gizli olan bu gerçek yatar.Hazırlık aşamasında da hemen öğrencileri satır denilen iki çizgi arasına çekmeye çalışmak yine bir zorlamadır.Önce okula ve sınıfa uyum,sonra karalama dönemi dediğimiz çizgisiz bir kağıda gelişigüzel karalamaların yapılması,sonra düzensiz el çalışmaları,daha sonra düzenli el çalışmaları gibi belli bir sıralamayı izleyerek öğrencilerimizi en sonunda iki çizgi arasına çekmek gerekir. Bir çiftçi nasıl bir takım önlemlerle domatesini erken olgunlaştırıyorsa biz de bir takım çalışmalarla öğrencilerimizi erken olgunlaştırabiliriz.Bunun yolu da metin çalışmalarından geçer.Öğrencilerimizin bütün içerisinde parçaları görme olgunluğuna biraz daha erken ulaşmalarını istiyorsak ki her öğretmen ister,o zaman metin çalışmaları yapmalıyız. Metin çalışmaları yoluyla öğrencilerin öğrenmede güçlük çektikleri cümle,kelime ve heceleri tekrar etme fırsatı bulabiliriz.Çalışmalarımızı tekdüzelikten kurtarır.Sayılamayacak faydaları vardır.Bu metni yazarken başta da söylediğim gibi amacım İlkokuma-Yazma öğretiminin baştan sona kadar anlatılması değildi. Bu yüzden metin çalışmalarının nasıl yapılacağı konusu üzerinde durmuyorum.Ancak ihmal edilmemesi gerektiğini ikinci kez vurguluyorum.


6-Bir çok öğretmen Milli Eğitim Bakanlığının hazırladığı fiş cümlesi kalıbını kullanmak mecburiyeti varmış gibi düşünüyor.

Dolayısıyla bu hazır elbise güzel Yurdumuzun her yerleşim birimindeki öğrencilere uygulanıyor.Bana göre bu da yanlıştır.Eğer belli bir deneyiminiz, fiş cümleleri hazırlama gibi belli bir bilginiz varsa cümlelerinizi kendiniz hazırlayınız. Cümle verebileceğiniz gibi öğrencilerin sevdiği bir takım maniler,tekerlemeler ve şayışmalar da verilebilir.Burada dikkat edilecek husus,kolaydan zora,bilinenden bilinmeyene gibi bir sıralamaya uyulması gerektiğidir.Diğer bir husus da vereceğiniz cümle veya kısa metinleri önce tahlil ediniz.Hangi tür kelimeleri,hangi tür cümleleri,hangi tür heceleri kapsıyor.Cümlelerimiz, günlük konuşma dilimizde kullandığımız cümle çeşitlerine yüzdelik itibarıyla uyumlu olmalı Dilbilgisi kurallarına uyularak yazılmalı.Kelimelerimiz çeşitleri bakımından yine günlük konuşma dilimizde kullandığımız sayılara yakın olmalı.Hecelerimiz de yine çeşit olarak yeterli olmalı.Bir çok öğretmen arkadaşımızın okuma yazma öğretmek için faydalandığı cümle kalıbınının hecelerini tahlil ettiğimizde bazı hece tiplerinden çok az sayıda hece,bazı hece tiplerinden çok sayıda hece,hatta aynı heceden beş-on tane olduğunu gördük.Çocukların okuma-yazma mekanizmasını çözebilmeleri için onların eline yeteri kadar ip ucu vermek gerekir.Cümle kalıbımızı oluştururken bunlara çok dikkat etmek gerekir düşüncesindeyim.Eğer kendi sınıfınıza uygun bir cümle kalıbı oluşturmakta zorluk çekiyorsanız o zaman Milli Eğitim Bakanlığının hazır kalıbını uygulamanız gerekir.Ancak bunu uygulamadan önce üzerinde yine bir takım düzeltmeler yapmakta yarar var.Hiç unutmam Kars'da görev yaparken şimdi adını hatırlayamadığım okullardan bir birinci sınıfta tahtada ters asılı duran fişlerden birini sınıfa doğru dönderdiğimde;bütün sınıfın "Kuş balaları aç kalmış mı?"dediklerini duydum.Hep hazır cümle kalıbı kullandığımız ve o yıllarda kullanan cümle kalıbında böyle bir fiş olmadığını bildiğimden cümleyi yerine asarken göz ucuyla baktığımda cümlenin öğrencilerin okuduğu gibi olmadığını "Yavru kuşlar aç kalmış mı?" şeklinde olduğunu gördüm.Bir yanlışlık olmasın diye çocuklara tekrar okuttuğumda çocukların yine bir ağızdan "Kuş balabarı aç kalmış mı?" dediklerine ikinci kez tanık olunca öğretmenin alel acela yanıma yaklaştığını gördüm."Hocam; bu çocuklar Azeri Türk.Bunlar çocuğa bala diyorlar,onun için bu cümleyi öyle okudular"şeklinde bir açıklamada bulundu.Öğretmen deneyimsiz olduğu için hoş gördüm ama arkasından da "Bu fiş cümlesini verme." Dedim.İşte hazır fiş cümle kalıplarında bu veya buna benzer aksaklıklar ortaya çıkabilir.Öğretmen bu durumları önceden görüp,ana kalıbı bozmadan bu fiş cümlelerini düzeltmek zorundadır.O öğretmenimiz bu fiş cümlesini ya hiç vermeyecekti veya verecekse cümleyi öğrencilerin dünyasına uygun hale getirerek,"Kuş balaları aç kalmış mı"şeklinde yeniden yazacaktı.


7-Gezdiğim,görev yaptığım yerlerde genelde Okuma-Yazma öğretiminin Karma (karışık) Yöntem ile yapıldığına tanık oldum.

Bunun bir çok sebebi bulunmakla birlikte bana göre en büyük sebebinin öğretmenlerimizin sabırlı olmamaları,bir an önce çocuklarının okuma- yazma mekanizmalarını çözmelerini istemeleri,diğer şubelerle olan gizli yarış ve velilerin baskısı gibi temel nedenlerden kaynaklandığını söyleyebilirim.1948 İlkokul Programının yürürlükte olduğu yıllarda Bireşim(sentez-harf) Yöntemi ile okuma yazma öğretiliyordu.Kısacası öğrencilerimize bir çok yolla okuma yazma öğretebiliriz ama onların dünyasına,psikolojik ve zihinsel gelişimlerine uyan bugünkü Çözümleme ( analiz-cümle) Yöntemidir.İnsanoğlu ayıya da oynamayı öğretiyor ama sen git bir de ayıya sor,içinde ne fırtınalar kopuyor.

Metin YILMAZ / İlköğretim Müfettiş


Labels: , ,



comment closed