ANLATMAYA BAĞLI EDEBİ METİNLER

ANLATMAYA BAĞLI EDEBİ METİNLER

Anlatmaya bağlı edebı metinler destan, masal, halk hikâyesi, mesnevi, manzum hikâye, hikâye ve romandır. Göstermeye bağlı edebi metinler de tiyatro genel başlığı altında toplanmaktadır. Geleneksel Türk tiyatrosundan ortaoyunu ve Karagöz, modern tiyatrodan da oyun, dram, trajedi göstermeye bağlı edebi metinlerdendir. Her iki gruptaki metinlerin ortak özellikleri, insana özgü bir gerçekliğin kurmacanın imkânlarıyla yorumlanması, dönüştürülmesi; bir olay örgüsünde birleşip bütünleşerek bir araya gelen kişi, mekân, zaman gibi ögeler yardımıyla insana özgü soyut gerçekliğin somutlaştırılmasıdır. Anlatmaya bağlı edebi metinler ile göstermeye bağlı edebi metinler arasındaki temel farklılık anlatma ve gösterme kelimeleriyle ifade edilen anlatma biçimlerindedir. Anlatma esasına bağlı edebi metinler, yaşadığımız dünyada gerçekleşmiş veya gerçekleşen bir olayı, görünüşü olduğu gibi anlatmazlar. Sanatçı dış dünyadan aldığı gerçekliği, kendi duygusu, iç dünyası, yaşadığı dönemin özellikleriyle ve düşünceleriyle yoğurur; yaptığı seçimi okuyucunun hizmetine sunar. Bunu yaparken anlatacağını bir olay çevresinde ve bir anlatıcı ile oluşturur. Anlatmaya bağlı metinlerde üzerinde yaşadığımız dünyada görülen varlık, eşya, insan ve olaylardan hareketle yeni bir evren anlatılmaktadır. Bu evrene kurmaca evren olarak adlandırılır. Edebi metinlerin özelliklerinden biri kurmaca oluşlarıdır. Amaçları okuyucu veya dinleyicide estetik yaşantı uyandırmak, böylece onları zenginleştirmektir. Anlatma esasına bağlı ilk metin türü masal ve destandır. Olay çevresinde gelişen anlatma esasına bağlı metinlerin gelişimi masal ve destandan modern tarz romana uzanan bu çizgidir.


  1. MASAL

Türk ve dünya edebiyatının en eski ve en yaygın türlerinden biridir. Hayal gücü ile beslenen, olağanüstü olaylarla dolu hikâyelere denir. Masalların en büyük özelliği içinde insan ile tabiatüstü yaratıkların ve olayların bulunmasıdır.

Masallarda yer ve zaman kavramı açıkça belli değildir. Olağanüstü olaylar ağırlık taşır. Kahramanlar toplumun her kesiminden olabilir.

Masallar ağızdan ağza anlatılarak kuşaktan kuşağa aktarılırlar. Sözlü edebiyat geleneğine dayanırlar. Daha çok çocuklara anlatılır, onların hayal gücünü geliştirir.

Masalları anonim masallar (anonim-halk) ve sonradan yazılmış, masallar olmak üzere iki gruba ayırmak mümkündür. Anonim masallar yazanı ve söyleyeni belli olmayan, dilden dile sözlü olarak aktarılan masallardır. Sonradan yazılmış masallar (ferdi-sanat) ise, belli bir kişi tarafından sonradan yazılmış masallardır.

Masallarda temel gaye ibret dersi vermektir. İyiler daima yüceltir, kötüler daima ceza görür. Masallar genellikle bir tekerleme ile başlar. Çok masal bilen ve anlatan yaşlı kadına “masal anası” denir.

Anonim masallar: Keloğlan Masalları, Binbir Gece Masalları… Sonradan yazılmış masallar: Charles Dickens: Noel Masalları, Hoffmann: Fantastik Masallar, La Fontaine: Masallar…

Türk masallarında üç bölüm bulunur:

a.Döşeme: Masala giriş bölümüdür. bir giriş tekerlemesi ile başlar,

b.Olay: Giriş, gelişme ve sonuç bölümlerini içine alır. Kısa bir girişle masal kahramanı tanıtılır, asıl olaya geçilir, kahraman inanılmayacak maceralara girişir, masalın ortalarında anlatıcı ikinci bir tekerleme ile dinleyicilerin dikkatini toplar, bir süre daha devam eden olaylarla mutlu sona ulaşılır, kötüler ya “kırk satır”la ya da “katır”la cezalandırılır, iyiler amaçlarına ulaşır,

c.Dilek: Masalın güzel bir sonuca bağlandığı bölümdür. Bitiş tekerlemesiyle son bulur.


  1. DESTAN

Eski çağların olağanüstü kahramanlık olaylarını dile getiren büyük hacimli manzum veya manzum-mensur hikâyelerdir.

Edebiyatımızda iki ayrı manası vardır:

  1. Edebiyatımızın ilk sözlü ürünleridir. Milletlerin din, fazilet ve milli kahramanlık gibi maceralarının manzum hikâyelerine destan adı verilir. Bunlara o milletin destanı denir. Destanlar genellikle bir hali biro lay veya bir kahraman üzerine kurulu uzun manzum eserlerdir. Milletlerin tarih içindeki maceralarına dayanır, onlardan beslenir. Destanlar ait oldukları milletin bütün varlığınıi üzüntülerini, sevinçlerini, duygu ve düşüncelerini, millet olma yolundaki gayretlerini, ideallerini dile getiren en zengin edebiyat hazineleridir.

Destanlar meydana geliş şekillerine göre tabii destanlar ve suni (yapay) destanlar olmak üzere ikiye ayrılır.

Tabii destanlar: Dilden dile sözlü olarak aktarılan ve sözlü gelenek içinde şekillenen destanlardır.

Sun’i (yapay) destanlar: Belli bir şair tarafından kaleme alınan destanlardır.

Tabii (doğal) olarak teşekkül eden ( meydana gelen) bir milli destan üç safhada (aşamada) oluşur:

  1. Çekirdek: Destan için once çok eski bir devirde milletin başından; onu derinden etkileyen, unutulması imkansız olan, aynı zamanda dile getirilen büyük bir olayın ve maceranın geçmiş olması lazımdır. Bu safha destanın çekirdeğinin teşekkül ettiği safhadır.

  2. Oluş: Çekirdek teşekkül ettikten sonra, milletin hayatının yine uzun zaman büyük olaylar ve maceralar içinde geçmesi, çekirdeğin bu şekilde sürekli beslenmesi gerekir. Bu devrede ilk çekirdeğin bir çığ gibi büyümesiyle destan tamamlanır ve destan sözlü olarak bir bütün halinde söylenmeye başlar.

  3. Tespit: Bu evrede de sözlü olarak var olan destan tespit edilerek yazıya geçirilir.

Türk destanları genel olarak iki büyük devreye ayrılır: İslamiyet’ten Önceki Türk Destanları ve İslamiyet’ten Sonraki Türk Destanları.

İSLAMİYETTEN ÖNCEKİ TÜRK DESTANLARI: Yaratılış destanı, Alp Er Tunga Destanı, Şu Destanı, Oğuz Kağan Destanı, Atilla Destanı, Bozkurt Destanı, Ergenekon Destanı, Türeyiş Destanı, Göç Destanı

İSALAMİYET’TEN SONRAKİ DESTANLAR: Satuk Buğra Han Destanı, Er Manas Destanı, Cengiz Han Destanı, Köroğlu Destanı…

  1. Türk Halk Edebiyatı’nda bir nazım türüdür.


  1. HALK HİKAYESİ

Halk edebiyatı mahsullerindendir. 15. yy’ dan beri destanın yerini almış, genellikle hikâyeci aşıklar tarafından bir topluluk önünde anlatılan, nazım-nesir karışık yapıdaki hacimli hikâyelerdir. Sözlü edebiyat geleneğinin devamıdırlar. Anonim ürünlerdir. Sevgi ve kahramanlık üzerine kurulurlar. Halk hikâyelerinde mensur kısımlar taklitler ve jestlerle; manzum kısımlarsa saz eşliğinde söylenir. Hikâyeciler, asıl hikâyeler arasına “karavelli” denilen müstakil (bağımsız, ayrı) hikâyeler de katar. Manzumeler arasına sokulan mani dörtlüklerine ise “pişrev” ya da “pişrevi” denir. Halk hikâyesine örnekler: Kerem İle Aslı Hikâyesi, Sürmelibey İle Telli Senem, Emrah İle Sevgi…

Halk Hikâyelerinin Özellikleri:

  1. Kesin bir tarihsel olay söz konusu değildir.

  2. Nazım ve nesir karışıktır. Zamanla nesir nazımı geçmiştir.

  3. Aşk ve kahramanlık konularını anlatırlar.

  4. Anlatıcılarına “meddah” denir.

Konuları bakımından üçe ayrılır:

a. Aşk Hikayeleri

b. Kahramanlık Hikâyeleri

c. Aşk ve Kahramanlık Hikayeleri

Coğrafi Yayılışları Bakımından Halk Hikayeleri:

1-) Anadolu'da Bilinen Halk Hikâyeleri

2-) Türk Dünyasının Bir Bölümünde Bilinen Halk Hikâyeleri

3-) Türk Dünyasının Genelinde Bilinen Halk Hikâyeleri



  1. MESNEVİ

Divan Edebiyatı nazım şekillerindendir. Her beyiti kendi içinde kafiyelidir. (aa/bb/cc/dd/ee…) bu özelliği anlatımda kafiye bulma kolaylığı sağladığı için uzun manzumelerin çoğu bu tarzda yazılmıştır. Mesnevilerde konu birliği esastır. Mananın bir beyitte tamamlanması şart değildir. Bazen mananın 3–4 beyitte tamamlandığı olur.

Edebiyatımızda birçok tarihi kahramanlık hikayeleri, manzum aşk ve macera hikayeleri genellikle mesnevi şeklinde yazılmıştır. Mesnevi örnekleri: Mevlana: Mesnevi, Fuzuli: Leyle vü Mecnun, Şeyh Galip: Hüsn ü Aşk, Şeyhi: Harname


  1. MANZUM HİKAYE

Manzum Hikâye; bir mekân, bir zaman ve kişiler etrafında gelişen olay örgüsünü şiir halinde anlatan nazım biçimidir. Manzum hikâyelerin öykülerden tek farkı manzum biçimde yazılmış olmasıdır. Bu tür hikâyelerde didaktik şiir özelliği görülür. En önemli temsilcileri Mehmet Akif Ersoy ve Tevfik Fikret'tir. Konu ve özellik bakımından hikayeyeyle aynı özellikleri gösterir. Tanzimat’tan sonra ortaya çıkan manzume türü kafiyeli ve redifli, şiir biçiminde hikâye yazmak amacını güder. Manzum hikâyelerde şairler ya bir olayı anlatırlar ya da bir öğüt verme çabası güderler. Bu tür için ilk adımları Recaizade Mahmud Ekrem ile Muallim Naci atmıştır. Bu tür Servet-i Fünun döneminde etkili hale gelmeye başlamıştır. Manzum hikâyeler genellikle bir çevre tasviriyle başlar, o çevrenin kişileri anlatılır. Sonra olay anlatılır. Amaç okuyucuya bu bölümde ders vermektir. Bir hikâye gibi sonlandırılır. Manzum hikâyeler düşündürücü ve eğiticidir.


  1. HİKAYE

Gerçek veya tasarlanmış olayları anlatan kısa edebi türdür. Hikâyelerde konu tümüyle düş ürünü, ya da son derece gerçekçidir. Öyküde, olayın geçtiği yer sınırlı, anlatım özlü ve yoğundur. Karakterler belli bir olay içinde gösterilir. Bu karakterlerin de çoğu zaman sadece belli özellikleri yansıtılır.

Öykü ve romanın kaynağı destan ve masal lardır. Okuma yaz ma yaygınlaşınca, destanın yerini tutan bazı öy küler görülmeye başlandı. Başlangıçta yalnız olay anlatılıyordu, zamanla insanın duygu ve düşünceleri, yaşadığı çevre de öykülere girmeye başladı. Öykü ancak 19. yüzyılda romantizm ve realizm akımlarının yaygınlaşmasıyla edebi bir tür haline gelebildi

Hikayenin unsurları: Mekan, zaman, olay, kişiler, dil ve anlatım’dır.

Hikayede Plan: Serim, düğüm, çözüm


TÜRK EDEBİYATINDA HİKÂYE

Avrupaî( batılı) tarzda ilk hikâyeler, Tanzimat Edebiyatı döneminde görülür. İlk öykü yazarları, Ahmed Midhat, Emin Nihat (Müsameretnâme,1873 ), Samipaşazade Sezai ve Nabizade Nazım’dı. Edebiyatımızda ilk hikâye Ahmet Mithat Efendi'nin ‘Letâif-i rivayet’idir Türk öykücülüğünü yetkinliğe kavuşturan yazar ise Halit Ziya Uşaklıgil oldu.


MAUPPASSANT VE ÇEHOV TARZI HİKAYE

Dünya hikâye edebiyatı söz konusu olduğunda iki farklı hikâye tarzından bahsedilir. Bunlar; Maupassant tarzı hikâye ve Çehov tarzı hikâye’dir. Modern Türk hikâyesi de bu çerçevede şekillenmiştir. Ahmet Mithat Efendi veya Emin Nihat'la başlayan modern Türk hikâyesi, ilk önce Maupassant tarzı hikâyeyi tanımış, onu örnek olarak şekillenip gelişmiş ve günümüze kadar olan seyri içinde de bu tarza olan bağlılığını önemli ölçüde devam ettirmiştir. Türk okuyucusunun Çehov tarzı hikâyeyi tanıması ise, XX. yüzyılın ikinci çeyreğinde mümkün olabilmiştir. Çehov tarzı hikâye formunu Türk edebiyatına kazandıran yazarımız, Memduh Şevket Esendal’dır. 1920'den sonra Çehov'u tanıyan Esendal, bu tarihten sonra kaleme aldığı 200 civarındaki hikâyesinde hep Çehov tarzını esas almıştır. Sait Faik'le daha da yaygınlaşan bu tarz da günümüze kadar varlığını korumuş ve korumaktadır.

Fransız Guy de Maupassant (1850–1893) ve Rus Anton Çehov (1860–1904), her ikisi de realist yazarlardır. Ancak Maupassant ve Çehov'un realizmi anlayışları veya realizmi edebi eserde kullanışlan ve buna bagli olarak ortaya koydukları hikâye formları birbirinden farklıdır. Bu durum bize, öncelikle sanatkârın şahsiliğini hatırlatır. İkinci olarak da, yine her sanatkârın mensubu bulunduğu milletin kültürü, tarihi, coğrafyası, ekonomik ve sosyal şartlarından ne derecede etkilenebileceğini düşündürür.

Maupassant ve Çehov tarzı hikayenin belli başlı genel özellikleri ve birbirlerinden farklılıkları

  1. Maupassant tarzı hikaye olay üzerine kurulur. Hikaye, birtakım iniş çıkışlarla, düğümlerle okuyucunun merak duygusunu ayakta tutar. Olay örgüsü ani ve şaşırtıcı bir sonla biter. Çehov tarzı hikaye özenle seçilmiş büyük olaylardan oluşmaz. Okuyucuyu heyecana sevk edecek entrikalardan uzak durulur. Gerilim bir hayli zayıftır.

  2. Maupassant tarzı hikaye "giriş", "gelişme" ve "sonuç" bölümlerinden meydana gelir.

Çehov tarzı hikâye de "giriş" ve "sonuç" bölümleri çoğu zaman bulunmaz. Okuyucu sonuç bölümü olmadığı için hikâyenin bitmediği düşüncesini taşır.

  1. Maupassant tarzı hikayenin şahıs kadrosu seçilmiş ve idealize edilmiş insanlardır. Onlar alelade değildirler. Büyük ihtiraslar, tezatlar, çatışmalar, entrikalarla dolu, müstesna bir hayat yasarlar. Dış dünya ile çatışma içinde, muzdarip ve bedbin(karamsar) olma, onların değişmeyen vasıflarıdır. Çehov tarzı hikayenin kahramanlarında ise özenle seçilme, idealize edilme söz konusu değildir. Onlar, herhangi bir ayrıcalıkları olmayan ve her zaman çevremizde görebileceğimiz insanlardır. Çehov tarzında, insanın daha küçük, ama çarpıcı özelliklerinin vurgulanması esastır.

  2. Maupassant tarzı hikayede mekan, insan karakterini şekillendirmede önemlidir. İnsan, çevrenin ayılmaz bir parçası olduğu için mekanın tasviri önem kazanır. Çehov, mekan üzerinde fazla durmaz. Birkaç kelimeyle onun ana hatlarını belirtir geçer. Mekan tasvirinden faydalanarak atmosfer sağlama söz konusu değildir.


HIKÂYEDE PLÂN

Serim Bölümü:

  • Bu bölüme "giriş, başlangıç" bölümü de denir. Burada olayın geçtiği yer,

  • Zaman ve olayın kahramanları belli başlı nitelikleriyle betimlenir. Bu bölümde ele alınacak olan ya da durum ortaya konur. Serim bölümü ilgi çekici, canlı ve inandırıcı olmalıdır.

Düğüm Bölümü:

  • Bu bölüme "gelişme bölümü" de denir.

  • Serim bölümünde sergilenen olay, neden-sonuç ilişkisine göre burada yoğunlaşır.

  • Merak öğesi doruğa çıkar, ayrıntılar ortaya konur.

  • Kişilerin konuşmaları genellikle bu bölümdedir.

Çözüm bölümü:

  • Bu bölüme "sonuç" da denir.

  • Olayın nasıl sona erdiği, olayın kahramanları ve tanık olanlar üzerinde nasıl bir etki bıraktığı burada ortaya konur.

  • Gerilimler sona erer,

  • Merak ettiğimiz sorular yanıtını bulur.

  • Düğüm çözülür.

  • Bu plân daha çok olay öykülerinde karşımıza çıkar. Durum veya kesit öykülerinde olay plânı yoktur.


HİKÂYENİN UNSURLARI


Kişiler:

  • Öyküdeki olayları ya da durumları kişi veya kişiler yaşar.

  • Öyküde kişi sayısı azdır.

  • Öyküdeki kişilerin fiziksel ve ruhsal durumları uzun uzun anlatılmaz; sadece olayla ilgili belirgin yönleri verilir.

  • Öykü kişileri yalnızca insanlar arasından seçilmez.

  • Canlı, cansız bütün varlıklar öykünün kişisi olabilir.

Olay:

  • Öykü kahramanının başından geçen olay veya durumdur.

  • Öyküde belirli bir düzen içinde verilen olay tektir ve ayrıntılardan arındırılmıştır.

  • Durum öykülerinde olay yok denecek kadar belirsizdir. Bu tür öykülerde yazar, olaydan çok, gözlem ve izlenimlerini anlatır.

Zaman:

  • Olayların başlaması, gelişmesi, son bulması belli bir zamanda olur.

  • Bazı öykülerde zaman verilmez, sezdirilir.

  • Öykücü zamanı bir düzen içinde vermeyebilir. Olayın veya durumun son bulmasından başlayarak olayın başlama noktasına doğru gelinebilir.

Yer:

  • Öykülerde olay veya durum belli bir yerde geçer.

  • Çevre, uzun betimlemelerle verilmez; öyküyü ilgilendiren yönüyle verilir.

  • Olay veya duruma bağlı olarak öyküdeki yer değişse de çevre betimlemesi kısa tutulur.

Dil ve Anlatım:


  • Öyküde akıcılığı sağlayan dildir. Bu da yazarın dili kullanma yeteneğine bağlıdır.

  • Dilin kullanımı yazardan yazara değişir; çünkü her yazarın üslûbu farklıdır.

  • Öykü, ya birinci tekil kişinin ağzından ya da üçüncü tekil kişinin ağzından anlatılır.

  • Öyküde bütünlüğü sağlayan öğelerden biri de dil ve anlatımdır.


  1. ROMAN

Romanlar, olmuş ya da olabilecek olayların belli bir yapıyla anlatıldığı uzun eserlerdir. "Roman" kelimesi, Roma İmparatorluğu sınırları içinde yaşayan halk kitlelerinin konuştuğu “halk Lâtincesi”ne verilen addır. Sonraları herkesin anlayabilmesi için bu dille yazılan destan ve hikâyelere "roman" adı verilmiştir. Kelimenin aslı buradan gelir. Romanın kaynağı destan ve masallardır.

Roman türünün ilk örnekleri 16. -17. yüzyıllarda Fransa'da Rabelais (Rable)'nin yazdığı "Gargantua ve pantagruel", İspanya' da Cervantes(Servantes)'in yazdığı "Don Kişot"tur.


ROMANIN ÖGELERİ

Yapı (kişiler, çevre, zaman, olay), konu, ana düşünce ve anlatım tarzı (üslûp).


ROMANIN PLANI

Giriş (Serim): Roman olayının başı, burada verilir.

Gelişme (Düğüm): Roman olayının gelişip, açıldığı bölümdür.

Sonuç (Çözüm): Romandaki olayın açıklığa kavuştuğu, düğümün çözüldüğü bölümdür.


ROMAN TÜRLERİ

Romanlar konu ve üslup bakımından ikiye ayrılır:

A. Konusu bakımından roman:

1. Tarihi romanlar: Konusunu tarihte yaşamış kahramanlardan, onların gerçek veya hayali maceralarından alan romanlardır. Bu türün ilk büyük romancısı Walter Scott’tur.

(Tolstoy’un Savaş ve Barış’ını, Stendhal’in Parma Manastarı’nı sayabiliriz.)

Önemli sanatçıları ve eserleri: Gustave Flaubert: Salambo; Alessandre Manzoni: Nişanlılar

Nikolo Gogol: Taras Bulba; Alexandre Dumas: Üç Silahşörler, Monte Kristo Kontu; Victor Hugo: Notre Dame de Paris

Namık Kemal: Cezmi Ahmet Mithat Efendi: Yeniçeriler

Tarık Buğra: Küçük Ağa Kemal Tahir: Devlet Ana

2. Psikolojik (Tahlil) Roman: Kahramanların iç dünyasını, kişi ve toplum çatışmala rını işleyen romanlardır.

Önemli sanatçıları ve eserleri: Madame de la Fayette: La Princesse de Cilaves Dostoyevski: Suç ve Ceza

Peyami Safa: Dokuzuncu Hariciye Koğuşu, Bir Tered dütün Romanı, Matmazel Noralya'nın Koltuğu, Yalnızız

Mehmet Rauf: Eylül

  1. Macera Roman: Şaşırtıcı, değişik ve esrarengiz olayları konu edinen ro manlardır. Olay ön plandadır. Olaylar henüz keşfedil memiş ülkelerde geçer ve hayali, olağanüstü unsurlar içerir. çatışmalarla okuyucunun dikkati uyanık tutulur.

Önemli sanatçıları ve eserleri: Daniel Defoe: Robinson Crusoe; Jules Verne: iki Sene Mektep Tatili; Stevenson: Define Adası

A.Mithat Efendi: Hasan Mellah

4. Sosyal Roman: Toplumsal sorunları işleyen romanlardır. Bu tür roman larda sınıfsal kavgalar, köyden şehre göç, yoksulluk gi bi sosyalolaylar ve bunların sebepleri konu edilir.

a. Töre Romanları Realistler tarafından oluşturulan, natüralistler tarafından geliştirilen romanlardır. Bu romanlarda roman kişileri, çevrenin ve toplumun ürünüdür; dolayısıyla ekonomik durumları, folklorları, gelenek ve görenekleri, toplum ve çevre şartları ile incelenir.

Önemli sanatçıları: Goncaurt Kardeşler'dir.

b. Tezli Roman: Bir görüşü benimsetmek, bir fikri ispatlamak, bir maksa dı göstermek amacıyla yazılan romanlardır.

Önemli sanatçıları ve eserleri: Victor Hugo: Sefiller ; Emile Zola: Meyhane ; John Steinbeck: Gazap Üzümleri

Nabizade Nazım: Zehra ; Namık Kemal: intibah; A. Mithat Efendi: Felatun Bey'le Rakım Efendi

Samipaşazade Sezai: Sergüzeşt ; Recaizade Mahmut Ekrem: Araba Sevdası

  1. Polisiye Roman: Polis ve suçlu mücadelesi, hırsızlık, cinayet unsurları nın ele alındığı romandır. Macera romanlarına benzer.

Önemli sanatçıları ve eserleri:

A.Conan Doyle: Sherlock Holmes; Agatha Christie: Doğu Ekspresi'nde Cinayet

Gündemdeki yazarlardan Ahmet Ümit örnek verilebilir.

  1. Egzotik Roman: Avrupa'ya uzak ülkelerin iklimini, manzaralarını, töre ve adetlerini anlatan romanlardır.

Önemli sanatçıları ve eserleri:

Pierre Loti: Azade, Madame Krizantem; Ernest Hemingway: Klimanjaro'nun Karları; Voltaire: Candide, Zadig;

Chateabriand: Atala

  1. Bilimkurgu ve Fantastik Roman:

8. Gotik roman: Gotik roman, İngiliz ve Amerikan romancılığına özgü bir türdür. 18. yüzyılın akılcılığına karşı çıkan bir türdür. Karanlık, korkutucu, çılgınlıklarla dolu bir ortamda geçen kanlı, şeytani, büyülü olayları konu alır. Horace Walpole’un Otranto Şatosu, Mary Shelley’in Frankenstein adlı romanları bu türün örnekleridir. Gotik romanın günümüzdeki uzantıları bilimkurgu ve fantastik roman olarak gösterilebilir.

B. Üslup bakımından roman:

1. Romantik roman: Aklı değil de kalbi ön plana çıkaran romanlardır. Kişilerin duygularını, arzularını, düşüncelerini yalnızca kendilerine ait, içten gelen doğal ve gerçek olgular gibi görür. Örneğin Sir Walter Scott’un tarihsel romanları, Jean Jack Rousseau’nun eserleri ve Goethe’nin Genç Verther’in Acıları romanı gibi.

Bizdeki Temsilcileri: Namık Kemal, Ahmet Mithat Efendi, Şemsettin Sami, Recaizade Mah mut Ekrem

2. Realist (Gerçekçi) roman: Romantik romandan ayrı olarak kuru ve kuşkucu bir anlatım ve düşünce yapısı taşır. Balzac ve Stendhal’in romanları bu üsluptadır.

Bizde etkilenenler: Hüseyin Rahmi Gürpınar ve Nabizâde Nazım


TÜRK EDEBİYATINDA ROMAN

Türk Edebiyatı'nda roman, Tanzimat Dönemi ile başlar. İlk roman örnekleri Fransızcadan yapılan çevirilerdir. Bu çevirilerden ilki Yusuf Kamil Paşa’nın, 1859’da, Fenelon’dan yaptığı “Telemak” tercümesidir. Bunu, Şemsettin Sami'nin Victor Hugo'dan yaptığı "Sefiller" tercümesi takip eder. 1860–1880 yılları arasında başta Fransız yazarlar olmak üzere birçok Batılı yazarın eseri Türkçeye çevrildi.

İlk Türk romanı Şemseddin Sami’nin 1872'de yayımladığı “Taaşşuk-ı Talat ve Fitnat”tır.

İlk edebi roman Namık Kemal'in yazdığı "İntibah" adlı romandır.

İlk başarılı psikolojik roman da Mehmet Rauf'un "Eylül" üdür.

Köy hayatını gerçekçi bir dille işleyen ilk roman da Nabizâde Nazım'ın "Karabibik"idir.

Ahmed Mithad Şemseddin Sami’den sonra romanlarıyla Türk romanının gelişmesine katkıda bulundu.

Recaizade Mahmud Ekrem’in Araba Sevdası yeni teknikler kullanılan Batılı anlamda türüne en yakın ilk Türk romanıdır. (Fakat 2006 Dil ve Anlatım kitabı, Mai ve Siyah batılı anlamda ilk romandır, diyor.)

Servet-i Fünun edebiyatı döneminde ilk usta romanlar ve usta yazarlar kendilerini gösterdi. "Sanat sanat içindir" tezini savunan bu yazarlar aşk ve acıma gibi konuları işledi. Halid Ziya Uşaklıgil bu dönemin en önemli romancısı sayılır. Aşk-ı Memnu (1925) adlı romanı günümüzde de en başarılı Türk romanlarından biridir.

1910’dan sonra milli duyguların ağır basmasıyla birlikte "Genç Kalemler" dergisi çevresinde Türkçülük akımı gelişti. Milli romanların yazılması bu dönemde başladı. Halide Edip Adıvar’ın Vurun Kahpeye, Reşat Nuri Güntekin’in Çalıkuşu romanları bu dönemin örneklerindendir. Cumhuriyet döneminde çağdaş Türk romanı ortaya çıktı. Toplumsal ve sosyal gelişmeleri konu alan romanlar yazıldı. Köy ve kent romanları ayrımı da bu dönemle ilgilidir.


Hikâye ile Roman Arasındaki Benzerlikler:

  1. Her ikisi de olmuş ya da olması mümkün bulunan olayları anlatır. Bunu, gerçek ya da hayal edilmiş bir evrene ait gerçeklik duygusunu uyandıran olayların anlatımıdır, diye genişletebiliriz.

  2. Her ikisinde de olayların geçtiği zaman ve mekân bellidir.

  3. Her ikisinin de yazarı bellidir.

  4. Her ikisinde de giriş, gelişme ve sonuç bölümleri vardır.

Hikâye ile Roman Arasındaki Farklar:

  1. Romanlar uzun, hikâyeler kısa anlatı türleridir.

  2. Romanlarda kişiler ( karakterler ) çok, hikâyelerde azdır.

  3. Mekân hikâyelerde, romanlara göre daha sınırlıdır.

  4. Romanlar geniş bir zaman kesitinde geçerken, hikâyelerde bu kesit dardır.

  5. Romanlardaki karakterler genellikle çok yönlü, hikâyelerdeki karakterler tek yönlüdürler.

Not: Ancak bu özellikler bile hikâye ve romanı kesin çizgilerle birbirinden ayırmaya yetmez. Bu sayılan özellikler her iki türde de bulunabilir.



Cebrail YAKAN

T.D.E Öğretmeni

Arsin Lisesi



Labels:



comment closed