BAZI TÜRK ROMANLARININ KONUSU

BAZI TÜRK ROMANLARININ KONUSU , ÖZETİ

KURTLAR SOFRASI ÖZETİ (ATİLLA İLHAN)

Romanın kahramanı Mahmud Ersoy, Kurtuluş Savaşı'na katılmış, Kuvayı Milliye ruhuyla dolu Hüsnü Faik Bey'in çıkardığı ve "1945'te diktatörlüğe ilk baş kaldıran gazetelerden" Birlik gazetesinde yazardır. Atatürk devrim ve ilkelerini yaşatmaya azimli bir kadronun karşısında karaborsacılar, çıkarcılar vardır: Zihni Keleşoğlu, Kılçık Nazım, Asım Taga, Seyit Sabri, Mordahay ve İbrahim. Adını taşıyan bir firmanın sahibi Keleşoğlu, cami yaptırarak para hırsını gizlemek, bağışlatmak isteyen bir tip. Ölmüş karısından doğma, Paris'te okumuş kızı Ümid ile, içki ve kumar düşkünü ikinci karısı Maide, birbirlerine hiç benzemeyen kişiler. Romanın kurtlar sofrasına yaklaşmış, yaklaşmamış, diğer bir çok kişileri, özlemler, yıkılış ve intiharlarla çıkarlar karşımıza. Kolaylık Yapı İnşaat Şirketi'ndeki yolsuzlukları kamuoyuna duyurmak isteye gazeteci Mahmut Ersoy, bu iş peşinde İstanbul'dan İzmir'e gideceği sırada, iki yıldır sevdiği Ümid'le vedalaşırken genç kızdan ümitlerini kesmek zorunda olduğunu anlar: kız Mahmud'a uzak bir dünyanın kızıdır. Aradan birkaç gün geçince Mahmud'un esrarlı bir şekilde öldürülüşü, Ümid'in hayat anlayışını değiştirir. Zengin babası Keleşoğlu'nun Kılçık Nazım ile konuşup birbirlerini şiddetle suçlamalarına şahit olan Ümid, baba evinden kaçar, Mahmud'un pansiyonunu tutar, sonra da Birlik gazetesi sahibi Hüsnü Faik Bey'i bularak, duyduklarını ona anlatır. Cinayeti ve çevrilen dolapları örten esrar perdesinin kalkmak üzere olması karşısında Keleşoğlu, Almanya'da eski bir dostunun yanına kaçmaya karar verirse de, Kılçık Nazım ile yaptıkları hazırlık yarıda kalır; sahte pasaportlarla daha İstanbul'da yakalanırlar. Roman, Ümid'in, Mahmud'un bir sözünü hatırlamasıyla sona erer: " Memleket bir kurtlar sofrasına döndü mü isyan haktır. "

ÇALIKUŞU (REŞAT NURİ GÜNTEKİN)

Çalıkuşu, anne ve babasını kaybettikten sonra teyzesinin yanında kalmaya başlayan Feride'nin kuzeni Kamran'a aşık olması ve bu aşkın bir ihanet haberiyle sarsılması üzerine Anadolu'ya sığınıp, öğretmenlik yapması teması üzerinde gelişen bir hikâye.

DAMGA (REŞAT NURİ GÜNTEKİN)

Reşat Nuri Güntekin'in kısa romanlarından biri. Güntekin, çocukluk anılarının dile getirildiği eski İstanbul günlerini anlatıyor. Vedia'ya duyulan büyük aşkın, sonunda boş bir kuruntu nedeniyle umutsuzluğa dönüşmesini hüzünlenip severek okuyacaksınız. Özlenen bir evliliğin gerçekleşmemesi, büyük bir düş kırıklığına yol açıyor.

YAPRAK DÖKÜMÜ (REŞAT NURİ GÜNTEKİN)

Kitabın başkahramanı Ali Rıza Bey'in namus ve yoksulluk karşıtlığı içinde çırpınışını anlatan, yanlış batılaşma öğeleriyle beslenmiş topluma uyarı niteliğinde bir kitap.

ACIMAK (R.NURİ GÜNTEKİN)

Romanın baş kahramanı ''Zehra'' öğretmen. Küçüklüğünden beri babasına düşman kesilen genç kadın, bu sebepten dolayı oldukça katı ve merhametsiz bir kişiliğe bürünmüştür; bu durum tayin olduğu taşra kasabasında da devam eder. Tâ ki merhum babasına ait hatıralar okuyana kadar! İşte bu kişiliğinde bir milat teşkil edecek ve acıma duygusunu tadacaktır Zehra öğretmen.





BEREKETLİ TOPRAKLAR ÜZERİNDE (ORHAN KEMAL)

Bereketli Topraklar Üzerinde, Türk toplumunun emek-üretim ilişkisini henüz çözemediği bir dönemde, ekmeğini Çukurova'da aramak zorunda kalan üç köylü arkadaşın hikâyesi. Orhan Kemal tanık olduğu bir tarihi ve sosyal gerçekliği, uyum sağlayamadıkları koşullarda her biri farklı bir yok oluşa sürüklenen İflahsızın Yusuf, Köse Hasan, Pehlivan Ali aracılığı ile anlatıyor ve kitabı için diyor ki:
"Bu kitap, kendi bilgi ve görgülerim dışında, bir lokma ekmek için kötü iş şartları içinde zehir gibi bir hayatı yaşayanlardan derlenmiş malzemeyle meydana gelmiştir.

CEMİLE (ORHAN KEMAL)
Cemile' de Orhan Kemal'in hayatından satırlara taşan bir roman. Arka planında 1934 Adana'sındaki yoksul bir işçi mahallesinin ve işçilerin ekmek parası için verdiği mücadelenin anlatıldığı; güzel Boşnak kızı, işçi Cemile ile 24 lira 95 kuruş aylığa mahkûm Kâtip Necati'nin aşk öyküsü. Orhan Kemal kahramanlarını ve yaşadıkları çevreyi o kendine özgü gerçekçiliğiyle resmederken, yaşanan onca yoksulluğun yanında, düşmanlıklara, ilkesizliğe, toplumun duyarsızlığına karşı, insanları ayakta tutan dayanışma ve dostluk bağlarının gücünü vurguluyor.
DOKUZUNCU HARİCİYE KOĞUŞU (PEYAMİ SAFA)

Roman, yalnız ve hasta bir çocuğun ızdırabını, Nüzhet’e olan çocukça aşkını ve kıskançlığını; mes'ud olmak isteyen bir genç kızın temiz sevgisini; inanmak arzusu bütün benliğini saran bir insanın kuruntularını ve çıplak hastane duvarı gerisindeki hıçkırıklarını anlatır.

FATiH HARBiYE (PEYAMİ SAFA)

Yazar bu romanında Tanzimat'tan kopup gelen, Millî Mücadelede ve sonraki yıllarda alevlenen batılılaşma hareketlerinin Türk tipindeki ve cemiyetindeki etkilerini incelemektedir. 2Doğu ile Batı kültür dairelerinin çatışması, bu değerlerin karşılaştırılması Neriman ve Macit adlı iki önemli karakterle sunulmuştur.

KÜÇÜK AĞA (TARIK BUĞRA)
Küçük Ağa, Tarık Buğra'nın en büyük ve en tanınmış eseridir. Kurtuluş Savaşı'nın, küçük bir Anadolu kasabasından görünüşüdür. Konuya ilk defa resmî olmayan bir gözle, aydın bir Türk'ün hür bakışlarıyla ve değerlendirmeleriyle bakılmıştır. İnsanımızın ve kültürümüzün tanıdık simalarını ve özelliklerinin anlatıldığı bu eser, Millî Mücâdele'nin anlatıldığı millî bir romandır.
HUZUR ( A.HAMDİ TANPINAR)
"Huzur", Osmanlı-Türk kavramları üzerine kurulu. Doğu-Batı karşıtlığı olarak özetlenebilecek bu sorunsal, Osmanlı aydınının kimliğini aramasını konu edinir. Mümtaz ve Suat'ın Nuran'a olan aşklarıdır öykünün merkezi. Mümtaz ve Nuran birbirini sevmekte ve evlenmeyi tasarlamaktadırlar. Ümitsizliğe düşen Suat ise kendini asarak intihar eder. Bu trajedi nedeni ile Nuran'dan ayrılan Mümtaz'ın iç dünyası yıkılmıştır. Radyoda II.Dünya savaşının başladığı haberi verildiği sırada, Suat'ın hayalini gören Mümtaz merdiven başına yıkılır (bazı edebiyat incelemecileri, sonda Mümtaz'ın öldüğü biçiminde yorumlar yapmış olsalar da, Tanpınar'ın metninde ölümden bahsedilmiyor.


SAATLERİ AYARLAMA ENSTİTÜSÜ (ÖZETİ) ( A.HAMDİ TANPINAR)
İstanbul'da, filozof bir sanatçının yanında çırak olarak yetişen Hayri İrdal, Birinci Dünya Savaşı'nda askere alınır, dört yıl sonra döner gelir, evlenir, karısının ölümünden sonra da ruh doktoru Ramiz'in Psikanaliz Cemiyeti'ne ve İspiritizmacılar Kulübü'ne üye olur. İkinci evliliğini bu kulüpte tanıdığı Pakize ile yapar. Günün birinde doktor Ramiz, ona bir okul arkadaşını tanıştırır: Halit Ayarcı'nın da saat düşkünü olması, dükkânı falan olmayan, fakat saatten çok iyi anlayan Hayri İrdal ile Halit Ayarcı arasında sıkı bir dostluğun gelişmesine ve ikisinin beraberce Saatleri Ayarlama Enstitüsü'nü kurmalarına yol açar. Hayatını bu enstitünün müdür muavini olârak bütün içtenliğiyle saatlere ve zamana adamış olmak, Hayri İrdal'ın şimdi en büyük mutluluğudur, öyle ki, bu büyülenmişlik içinde, hatta karısı Pakize'nin kendisini Halit Ayarcı ile açıkça aldattığını bile fark edemez Hayri İrdal. Zamanla yurt dışında da tanınmaya başlayan Enstitünün, sonradan hükümet tarafından kapatılması kararı üzerine, çok genişlemiş kurumun düzenli bir şekilde tasfiyesi için daimi bir tasfiye komisyonu kuruldu. Hayri İrdal, gerçek - hayal arası aldanmaca mutluluğunu gene sürdürecektir. Hayri Irdal'ın ağzından anlatılan romanda Türk toplumunun 1876'lardan bu yana, istibdat, İkinci Meşrutiyet, Birinci Dünya Savaşı ve Cumhuriyet devirleri insanlarının zaman içinde şuursuz bocalayışları da belirtiliyor.
ŞIK (HÜSEYİN RAHMİ GÜRPINAR)

Hüseyin Rahmi, Şıpsevdi romanının kaynağı olan Şık'ta, bizlere Tazminat romanının gözde tiplerinden hem acınacak hem de gülünecek bir tip olan Şöhret Bey’i örnek olarak sunuyor..

MEDARI MAİŞET MOTORU (ÖZETİ) (SAİT FAİK ABASIYANIK)

"Birtakım İnsanlar"ın ilk baskısı "Medar - ı Maişet Motoru" adıyla 1944’te yapılmıştı. Üç bölümlük roman, üç ayrı hikâyeden oluşan bir uzun hikâye de sayılabilir. Roman, Sait Faik ile birlikte anılan Burgaz Ada’da başlıyor. Parasız ve içkici Ali Rıza (Rumca kısa boylu adam anlamına gelen adıyla Kondos), kızı Melek ve sokakta bularak evlat edindiği Hikmet arasında geçiyor. Seferberlikten sonra sağlığı iyice bozulan Ali Rıza, kızını yaşlı erkek berberi Dimitri’nin yanına çırak veriyor. Evlatlık Hikmet ise Medarı Maişet isimli motorda çıraklık yapıyor. Zaman geçiyor ve Melek kendine berber dükkânı açıyor. Adaya yaz için gelen Fahri adlı bir delikanlıyla aşk yaşamaya başlıyor. Fakat muratlarına eremeden Fahri ölünce ve Ali Rıza dükkândaki eşyaları dağıtınca, o da adadan kaçıp Beyoğlu’nda bir dükkâna kalfa oluyor. Hikmet, "Kuyucaklı Yusuf" misali Melek’e âşık olduğu için Melek gidince depresyona giriyor. Kâşık adasında bekçilik yapmaya başlıyor. Bir gün Beyoğlu’nda Melek’i buluyor ama kız bu sefer de bir şoförle nişanlanıyor. O da adasına geri dönüyor ve bir iftiraya uğradığı için hapse düşüyor...


KAYIP ARANIYOR (SAİT FAİK ABASIYANIK) 100 TEMEL ESERDEN

1953 yılında yayımlanan "Kayıp Aranıyor" ise İstanbul’da bir kış akşamı, bir boğaz vapurunda başlıyor. Balıkçı Cemal ile konsolos kızı Nevin arasında üst tabaka zengin kız - altsınıf fakir delikanlı aşkı yaşanıyor. Nevin, karmâşık ve huzursuz bir karakter. Bir süre sonra kendi sınıfına uygun bir evlilik yapan genç kadın, gazeteci kocası başkasına âşık olunca boşanıyor ve baba yalısına, aristokrat ailesinin yanına dönüyor. Balıkçı Cemal yine devreye giriyor ancak Nevin sınıf farkını umursamamasına rağmen Cemal ile evlenmek istemiyor. Depresyona giriyor. Türkiye’de bir yere giden bir trenin kalkmasına beş dakika kala babasına yazdığı mektupla ailesini de terk ediyor. Bu mektubun aileye ulaşıp ulaşmadığı bir muamma ancak konsolos baba gazetelere verdiği ‘kayıp aranıyor’ ilanını odasına kapanmalarla okuyor sık sık. Her yıl nisan ayında, birer hafta boyunca gazetelerde yayımlanan bu ilanda evinden çıkıp bir daha geri dönmeyen kızı hakkında bilgisi olanların ‘insaniyet namına’ kendisine ulaşmasını istiyor acılı baba...

FELATUN BEY İLE RAKIM EFENDİ (AHMET MİTHAT EFENDİ)
Felatun Bey ve Rakım Efendi'nin mukayesesi yapılarak, bir kez daha Tanzimat ve Servet-i Fünun edebiyatının ''gedikli'' mevzusu olan 'Doğu-Batı' sorunu ele alınır.''Felatun Bey'', alafranga züppe bir şahsiyettir ve maarif düzeyi oldukça fazladır. Bir süre sonra kendisine kalan mirası eğlence alemlerinde har vurup harman savurarak, uçurumun eşiğine yuvarlanır.''Rakım Efendi'' ise tam tersine Darülfünun mezunu, ''Batılılaşmayı'' iyi idrak etmiş, alaturka değerlere bağlı eski bir İstanbul beyefendisidir. Geniş bir kültür yelpazesine sahiptir. Çetin koşullar altında yaşamını devam ettiren Rakım Efendi, evine aldığı bir cariyeyle mutlu bir evlilik yapacaktır.
İNCE MEMED (YAŞAR KEMAL)

Otuz iki yıllık bir zaman diliminde yazılan İnce Memed dörtlüsü, düzene başkaldıran Memed’in ve insan ilişkileri, doğası ve renkleriyle Çukurova’nın öyküsü. Yaşar Kemal’in söyleyişiyle “içinde başkaldırma kurduyla doğmuş” bir insanın, “mecbur adam”ın romanı.
Çiçekli Mahmut Ağa, Çiçeklideresi köyündeki topraklarını işleyen köylüleri İnce Memed’i korudukları için topraklarından atar. Bunun üzerine Memed Çiçekli Mahmut Ağa’yı öldürür. Zulmedenlerin öldürmekle bitmeyeceği yönündeki kuşkuları, “bir İnce Memed gitse de, yerine bin Memed gelir” fikriyle umuda dönüşür.

YILANI ÖLDÜRSELER (YAŞAR KEMAL)

Hasan aile onuru uğruna akrabaları ve köylülerin baskısıyla annesini öldürmek zorunda kalır. Dokuz yaşında işlediği bu cinayeti hiçbir zaman aklı almayacak, kabullenmeyecek ve anlamlandıramayacaktır. Toplumsal cinnetin bir çocuğu katil olmaya sürüklemesinin romanı Yılanı Öldürseler kurban kavramına odaklanır.

TÜTÜN ZAMANI (ACI TÜTÜN) (NECATİ CUMALI) 100 TEMEL ESERDEN
Çevresinin önemli bir sorununu evrensel boyutlarda okuyucuya iletmek başarısını gösteren Acı Tütün, 1952 yılı tütün piyasasının açılışı sırasında, kendiliğinden gelişen ve bütün Ege'yi saran köylü direnişi çevresinde biçimleniyor. Acı Tütün, tütün ekicilerinin ekonomik durumlarını, piyasa ilişkilerini, yıllardır sürüp giden acımasız ve amansız olduğu oranda acımasız bir sömürü düzenine karşı yürekli başkaldırışını anlatıyor.

YABAN (Y.KADRİ KARAOSMANOĞLU) 100 TEMEL ESERDEN

Karaosmanoğlu'nun en başarılı romanı sayılan Yaban, Anadolu köylüsünün gerçeklerini dile getirdiği ve Türk aydını ile köylüsü arasındaki uçurumu gözler önüne serdiği için övülmüştür.Kendi dönemi içindeki gerçekçilik anlayışına uygun olarak yazılmış olan Yaban'da Yakup Kadri, I. Dünya Savaşı'nın bitimiyle birlikte Sakarya Savaşı'nın sonuna kadar olan sürede bir Anadolu köyünde, köylüleri, köyün durumunu, Milli Mücadeleye ilişkin tavırlarını bir aydının gözüyle verir. Yaban için "bu eser benliğimin çok derinliklerinden adeta kendi kendine sökülüp, koparak gelmiş bir şeydir" diyen yazar, bu romanda ortaya koyduğu birçok soruna daha sonra yazacağı Ankara'da cevap bulmaya çalışacaktır.

KİRALIK KONAK (Y.KADRİ KARAOSMANOĞLU) 100 TEMEL ESERDEN
Bireyci sanattan vazgeçtikten sonra yazdığı ilk roman olan Kiralık Konak'ta Karaosmanoğlu, II. Meşrutiyet yıllarında Batılılaşma hareketinin yol açtığı değer kargaşasını, geleneklerden ve eski yaşam biçiminden ayrılışı ve kuşaklar arasındaki kopukluğu sergiler. Romanda yazar adına konuşan Hakkı Celis, başlangıçta yurt sorunlarına karşı ilgisiz, âşık, içli bir şairken, sonradan bilinçlenerek değişir, bireyin değil, toplumun önemli olduğunu anlar ve "milli ideal" denen bir sevdaya tutulur. Bu ideal geleceğin Türkiye'si ve ulusudur. Karaosmanoğlu romanın öbür kişilerini ve dolayısıyla toplumu, bu yeni bilince ulaşmış Hakkı Celis'in gözleriyle değerlendirir ve yargılar. Ona göre geleceğin Türkiye'sinde ne geçmişin Osmanlı'sının, ne Batı hayranlarının, ne de yurt sorunlarından habersiz, yalnızca sanata ilgi duyan bireyci aydınların yeri vardır.
SODOM VE GOMORE (Y.KADRİ KARAOSMANOĞLU)

İşgal yıllarının istanbul'unu konu edinen Sodom ve Gomore, Yakup Kadri'nin romanları arasında zaman bakımından Hüküm Gecesi'nin devamı sayılır. Mütareke döneminin çürüyen çevrelerini, kokuşmuş kişiliklerini konu edinen roman sanki bir zaman diliminde geçiyor duygusu yaratsa da, olayların ardında işgale karşı oluşan bir kinin "isyanla mayalanan bir ruhun" geliştiği görülür. Batı hayranı Türkler'i alafrangalığa özenen züppelerin, emperyalistlerle işbirliği içinde olan kesimlerin, işbirlikçi burjuvaziminin yeraldığı geniş bir panorama olan Sodom ve Gomore'de Karaosmanoğlu romanını örerken bir anlamda Tanrıların gazabından yararlanıyor.
ANKARA (Y.KADRİ KARAOSMANOĞLU)
Cumhuriyetimizin başkenti Ankara'yı anlatan Yakup Kadri'nin "Ankara" adlı romanı, üç ayrı dönemi ve bu dönemlerin Ankara hayatını yansıtması yönüyle ilginç ve okunmaya değer bir eserdir. Romanın başkahramanı Selma Hanımın hayatı, evlilikleri ve insanî ilişkileri ile birlikte Ankara'nın üç dönemi canlı tasvir ve olaylarla verilir.Bu dönemler:
1. Millî Mücadele'den önceki Ankara (Savaş zenginlerinin, yolsuzlukların ve arayışların belirdiği Ankara).
2. Millî Mücadele'deki Ankara (Millî silkinişin ve yeniden toparlanan, zaferi kazanan Ankara).
3. Millî Mücadele'den sonraki Ankara (Savaş sıkıntılarının geride kaldığı, modernleşen ve bir o kadar da özünden kopup sosyeteleşen Ankara).
YORGUN SAVAŞÇI (KEMAL TAHİR)

1965 yılında Yorun Savaşçı’yı yazan Kemal Tahir, bu eserinde de Esir Şehrin İnsanları’nda olduğu gibi Milli Mücadele yıllarını konu edindi. Yorgun Savaşçı’da I. Dünya Savaşı’nın ardından işgal edilen İstanbul’da bulunan bir grup subayın mücadelesini ve Mustafa Kemal’in Anadolu halkını Milli Mücadele için nasıl örgütlediğini anlattı. Kurt Kanunu (1969) adlı eserinde Mustafa Kemal Atatürk’e karşı düzenlenen İzmir suikastı girişimi çevresinde Cumhuriyet’i kuran kadronun İttihatçılarla olan hesaplaşmasını ele aldı.
İNTİBAH (NAMIK KEMAL)

Namık Kemal'in ilk romanı İntibah, Türk edebiyatının da ilk roman örneklerindendir. Babasının ölümünden sonra annesiyle yaşayan Ali Bey içindeki hüznü dindirmek için kalabalıklardan kaçmak, tabiatın eşsiz güzelliğiyle yalnız kalabilmek için Çamlıca'ya gitmeye başlar. Fakat bir gün arabanın içinden gördüğü zarif bir el onu aşkla tanıştırır. Genç ve güzel bir aşufteye aşık olmuştur Ali Bey. Önceleri Mahpeyker'i temiz aile kızı zannetmektedir, yaşadığı bu il Aşk soluğu onu kendinden geçirir fakat sonra öğrendiği gerçekle neredeyse yıkılır ama Maypeyker de bu yakışıklı delikanlıya gönlünü kaptırmıştır ve peşini bırakmaya hiç niyeti yoktur. Sonrasında geriye dönülmez felaket olaylar zinciri de başlar. Delikanlı artık işret meclislerinde sevgilisiyle vakit geçirmekten başka birşey yapamaz olmuştur. Delikanlının annesi eve genç ve güzel bir cariye alarak oğlunu bu felaketten kurtarmaya çalışır, Dilaşub güzelliği ve saflığıyla gerçekten de efendisinin gönlünü kazanır. Ama genç aşufte bu durumu içine sindiremez ve sonrasında felaketler birbiri ardına gelmeye başlar.

CEZMİ (NAMIK KEMAL)
II. Selim zamanında Türk-İran seferlerine katılan Cezmi bilge, şair, savaşçı ve sportmen bir kahramandır. İstanbul'da başlayan olaylar Kırım topraklarına kadar uzanır. Kırım Hanları Adil ve Gazi Giray'ın İran sarayına esir düşmelerinin ardından Cezmi'yi büyük görevler beklemektedir...






ESİR ŞEHRİN İNSANLARI (ÖZETİ) (KEMAL TAHİR) 100 TEMEL ESERDEN
Roman kişileriyle birbirine bağlanan üç eser vardır: Esir Şehrin İnsanları, Esir Şehrin Mahpusu, Yol Ayrımı. 1956-1971 yılları arasında yazılan Esir Şehir üçlemesinde tarihsel toplumsal değişimlerin bir aydının hayatına yaptığı etkileri izleriz. İlk kitap Esir Şehir İnsanları’nda Osmanlı paşazadelerinden hariciye görevlisi Kamil Beyin İstanbul’a dönüşü, işgal altındaki şehrin yozlaşması karşısındaki şaşkınlığı ve öfkesi, ilk bakışta ona pek güven telkin etmeyen Anadolu’daki hareketi yavaş yavaş benimsemesi, giderek o hareketin İstanbul’daki taraftarlarına katılması, tutuklanması ve aldığı yedi yıllık hapis cezası anlatılıyor. Avrupa kültürünü benimsemiş, aklı fikri Don Kişot’u Osmanlıca’ya çevirmekte olan Kamil Bey, hayal dünyasında yaşayan yerli bir Don Kişot’tur aslında. Silkinecek, gerçeklerle yüzleşecek, yönünü tayin ettikten sonra kimliğini bulacaktır…
Altı yıl sonra Esir Şehrin Mahpusu’nu yazar Kemal Tahir; Kamil Bey’i, bir hücrede yalnız başına kitap okuyarak, resim yaparak geçirdiği dört ayda iyice bunalmış bir halde buluruz. Hücresinden çıkarılıp ipten kazıktan koparılmış mahkumların arasına gönderildiğinde uyum sorunları yaşar, mahpushaneyi ve Anadolu insanını tanımaya, onlarla yakınlaşmaya çalışır. Ancak maruz kaldığı düzenbazlıklar, hırsızlıklar ve kalleşliklere tahammül edemeyecek, koğuş ağası ve adamlarını bir güzel pataklayacak, kendisi gibi siyasilerin –içlerinde en sevdiği İttihatçı bir subaydır- koğuşuna geçtiğinde kendine gelecek, Anadolu Hareketine yeniden bağlanacak ve İstanbul’daki yozlaşmış hayata ayak uyduran karısından boşanma kararı alacaktır. Bu kısa özetteki her olay; hücredeki yalnızlık, hapishane, halk kesimine yakınlaşma çabası, halkın iflah olmaz karakteri, ancak kendisi gibi aydınlarla sürdürdüğü yürüyüş, karısından boşanması; bunların her biri yazarın halka, aydına, Milli Mücadeleye ve İstanbul’a bakışını yansıtan birer simge olarak okunmalıdır. İlk iki romanda umutlu gibidir Kemal Tahir. 1971’te yayımlanan üçlemenin son kitabı Yol Ayrımı’nda ise karamsar bir tablo çizer. Roman kişileri Cumhuriyet devrimlerinin getirdiği yeniliklere karşı şüphecidir artık, devletse 1930’lara gelindiğinde despotik bir hüviyete bürünmüştür. Ölümünden sonra yayımlanan Bir Mülkiyet Kalesi ve Hür Şehrin İnsanları’nda da altını çizecektir; devlet kurulmuştur kurulmasına ama yüzünü Batıya çevirerek gelenekten ve halktan kopmuştur. Bundan sonrası, tıpkı Osmanlı devletinin çözüldüğü mütareke günlerindeki gibi, bir yozlaşma tablosu olacaktır.
DEVLET ANA (KEMAL TAHİR)
Osmanlı Devleti kurulmadan önceki Anadolu’nun görünümünü ve Anadolu insanının özlemlerini anlatırken, onların güçlü, güvenli, adaletli bir devlete duyduğu ihtiyacı da açığa çıkarıyor. Romanları ve notları üniversitelerde ders kitabı olarak okutulan Kemal Tahir’in en önemli yapıtlarından biri olarak kabul edilen ''Devlet Ana'', edebi başarısının yanı sıra, yazarın düşünce yapısını da en iyi yansıtan eseridir.

ARABA SEVDASI (RECAİZADE MAHMUT EKREM)
Roman, kendi kültürüne yabancılaşmış bir gencin, Bihruz bey'in hikayesini anlatır. Maceraperest bir yapıya sahip olan Bihruz Bey, babası öldükten sonra kendisine kalan büyük mirasla birlikte daha da cüretkar yaşamaya, adeta bu miras hiç bitmeyecekmiş gibi har vurup harman savurmaya başlar. Görenlerin gözünü kamaştıran arabasıyla sık sık gezintilere çıkar. Yine böyle şık elbiseler içinde, arabasıyla Çamlıca civarında dolaşırken başka bir arabanın içinde görür görmez aşık olduğu çok güzel, sarışın bir kıza Periveş’e tesadüf eder. Bihruz bey'in dünyası, okuduğu batılı romantik şair ve yazarların etkisiyle inşa ettiği gerçek dışı bir dünyadır. Bihruz Bey'i gerçeklikten uzaklaştıran bu edebiyat, Tanzimat dönemi Türk edebiyatının da kaynağını oluşturmaktadır.

ZEHRA (NABİZADE NAZIM)

Yazar bu kitabında kıskanç bir kadının çevresindekileri nasıl mahvettiğini, ama sonunda kendi ölümüne de neden olduğunu romancılığımızda ilk kez görülen bir derinlik ve gerçekçilikle verir. İlk psikolojik roman sayılan kitapta (Kimi edebiyatçılarca da Mehmet Rauf’un Eylül’ü) , Zehra'nın eşi Suphi'nin üç farklı kişilikteki kadınla; Zehra, Sırrıcemal ve Ürani'yle sağlıksız evlilik ve aşk ilişkileri anlatılır ve bu ilişkiler felaketle, ölümle sonuçlanır.

SERGÜZEŞT (SAMİPAŞAZADE SEZAİ) 100 TEMEL ESERDEN

Evinden ve yurdundan acımasızca koparılan küçük Çerkes kızı Dilber bir esir gemisine bindirilerek İstanbul’a getirilir ve bir konağa satılır. Bu konak artık, küçük Dilber’in yeni zindanıdır.. Samipaşazade, 1888’de yayınlanan Sergüzeşt romanında, o yıllarda rağbet gören “esaret” konusunu işlemiş ve esaretin insanlık dışı olduğunu gözler önüne çalışmıştır. Roman, alınıp satılan, oradan oraya sürüklenip horlanan bir genç kızla onu ezen, hakir gören zengin tabaka arasındaki çelişkiler üzerine kurgulanır.

AŞK-I MEMNU (YASAK AŞK) (HALİT ZİYA UŞAKLIGİL)

Zengin bir adamla evlenen genç ve güzel bir kadın olan Bihter’in yaşlıca kocasına sadık kalmak kararına karşın, elinde olmayarak üvey kızının nişanlısı Behlül’le yasak bir aşka sürüklenişi, kirlenmiş ve kocasına ihanet etmiş bedenini ortadan kaldırışı olayın psikolojik nedenleri üstünde de durularak, gerçekçi bir biçimde anlatılmıştır.


MAİ VE SİYAH (ÖZETİ) (HALİT ZİYA UŞAKLIGİL) 100 TEMEL ESERDEN

Orta halli bir aileden olan Ahmet,mülkiyede okumakta iken babasını kaybeder .Annesine ve kız kardeşi ikbal’e bakabilmek için çalışmaya mecbur olur.Geceleri zengin çocuklarına özel dersler verir.Ayrıca kitapçılara basit piyasa romanları çevirerek para kazanmaya başlar.
Fakat Ahmet Cemil ,çok iyi yetişmiş ,edebi hevesleri ve mavi hülyaları olan bir gençtir .Hazırlanmakta olduğu büyük eserini bitirince sonsuz şöhrete ulaşacak ,Mülkiye’den arkadaşı Hüseyin Nazmi 2nin yeni yetişkin kızkardeşi Lamia ile evlenecek servet sahibi olarak mutlu hayata kavuşacak (o,bütün bu güzel şeyleri mavi, mehtaplı bir gecede Tepebaşında Haliç’e bakarak hayal etmiştir ) Nitekim okulu bitirince memurluk istemeyip bir gazetede çalışmaya devam eder.Kız kardeşi İkbal’i matbaanın sahibi Vehbi Beye verir, kendisi yeni makineler alarak bu adama ortak olur.
Ama çok geçmeden şairin hayalleri birer birer yıkılmaya başlar . Kötü ruhlu olan Vehbi Bey, İkbal’e çok eziyet verir; hatta onu döverek ölümüne sebep olur. Kendisi matbaadaki hissesine geri almadığı gibi bir gün kızıp Vehbi Beyi dövmesi üzerine işten atılır .
O kadar bel bağladığı büyük eseri umulan rağbeti görmez. Eski edebiyata bağlı olanlar, onu küstürürler. Üstelik çok sevdiği ve aşkını bile itiraf edmediği Lamia ,bir subayla nişanlanmıştır.
Genç Ahmet Cemil bütün umutlarını yitirmiş ,azmini tüketmiştir .Eserini yıkar ve artık İstanbul’da durmak istemez .Yemen’de bir ilçe kaymakamlığı isteyerek ,karanlık siyah gecede annesiyle birlikte yola çıkarlar. Aynı gecede vapurla arkadaşı Hüseyin Nazmi ,hariyeci olarak Parise gitmektedir .
Ahmet Cemilin kız kardeşi ikbal ,eniştesi Vehbi beyin attığı bir bir tekme üzerine çocuğunu düşürmüş ve ölmüştür .
EYLÜL (MEHMET RAUF)
İlk psikolojik roman olarak adı Türk edebiyatının sayfalarına yazılan "Eylül", durağan bir konu etrafında gelişen masum bir aşkın tahlilidir. Suat, kocası Süreyya'ya sürpriz yapmak için, bir yazlık ev kiralar. Bu arada, kendisine yakın akrabası olan Necip'in yazlığa gelmesiyle olaylar ve duygu fırtınaları başlar. Bir yangın sonrası dramatik bir sonla roman neticelenir.





OSMANCIK (TARIK BUĞRA)

"Cihan devletini kuran irade; şuur ve karakter". Tarık Buğra, esere ikinci bir başlık tarzında bunları yazmıştır. Konu, Osmancık'ın (yahut Kara Osman’ın) Osman Gazi olarak tarih sahnesine çıkışını ve Osmanlı Devleti'nin kuruluşunu anlatmaktadır. Osmanlı'yı cihan çapında büyük yapan bir devlet ve insan anlayışının ilk tohumlarının roman çerçevesinde ele alınışını okuyacağınız bu eser, TV'de "Kuruluş" adıyla dizi film olarak da defalarca yayınlanmıştır.

SİNEKLİ BAKKAL (ÖZETİ) (HALİDE EDİP ADIVAR) 100 TEMEL ESERDEN

Sinekli Bakkal, Abdulhamit devri İstanbul’unun kenar mahallelerinden birisidir. Mahallenin imamının kızı Emine, aynı mahallede bakkallık eden karagözcü ve ortaoyuncu Tevfik ile, babası istemediği halde evlenir. Tevfik, ortaoyununda “zenne” (kadın) rolüne çıkığı için “Kız Tevfik” diye anılmaktadır. İmam çok bağnaz bir adamdır. Onun eğitimi ile yetişmiş olan Emine kocasıyla geçinemeyerek yine baba evine döner. Tevfik, İstanbul’un ünlü bir sanatçısı olur. Bir gün oyunda karısının taklidini yaptığı için İstanbul’dan sürülür. Emine’nin Tevfik’ten bir kızı olur, adını Rabia koyarlar. İmam Rabia’yı da dinî eğitimi ile yetiştirir, hafız, yapar. Abdülhamit’in Zaptiye Nazırı Selim Paşa da Sinekli Bakkal’da oturmaktadır. Rabia, Selim Pasa ile karısı Sabiha Hanım tarafından korunmaktadır. Olağanüstü güzel bir sesi olan kıza aynı konağa gidip gelmekte olan Mevlevi şeyhi Vehbi Dede, alaturka musiki dersi verir. Paşanın oğlu Hilmi’ye piyano dersi vermek için konağa gelip giden İtalyan piyanist Peregrini, kızın sesine hayran olur. Ünü bütün İstanbul’a yayılan Rabia, Kuran ve mevlit okumak için cami cami dolaşmakta ve bütün kazancını imama vermektedir. Günün birinde kızın babası Tevfik sürgünden döner, Sinekli Bakkal’daki eski bakkal dükkanını yeniden açar. Rabia da dedesinden ayrılır, babasıyla oturmaya başlar. Kızın sanatına hayran olan Vehbi Dede ve Peregrini Tevfik’in evine gidip gelmeye başlarlar. Rabia Kuran’i hele mevlit’i o kadar üstün bir sanatla okumaktadir ki Doğu musikisinde adeta bir çığır açmıştır. Bu yıllarda Türkiye’de “Genç Türkler” Abdülhamit’in baskısını kaldırmak için gizli gizli çalışmaktadırlar. Selim Paşa’nın oğlu Hilmi de bunlardandır. Orta oyununa “Zenne” rolüne çıkan Tevfik, Hilmi’nin isteği üzerine bir gün kadın kılığına girip, Türkler’in Avrupa’dan gelen ihtilalci gazetelerini Fransız pastanesinden alırken yakalanır. İş meydana çıkınca Hilmi ile Tevfik Şam’a ötekiler de Yemen’e ve Fizan’a sürülür. Babasının arkadaşı bir cüce ile yalnız kalan Rabia, bakkallık ve hafızlıkla geçinmektedir. Rabia’yi sevmeye başlayan Peregrini o günlerde annesinden kalan serveti alarak İstanbul’a yerleşir. Müslüman olup Osman adını alır ve Rabia’yla evlenir. Bu yıllarda imam ölür; Rabia kendi çevresinden ayrılmak istemez böylece imamdan kalan eve yerleşirler. Abdülhamit’e tam bir görev duygusuyla bağlı bulunan ve padişah aleyhinde çalışanlara türlü işkenceler yaptırmaktan çekinmeyen Selim Paşa, kendi oğlunu da sürdükten sonra, yavaş yavaş değişmeye başlar. Babalık ve insanî duyguları uyanır, görevinden ayrılır 1908’de Meşrutiyet ilan edilince Tevfik sürgünden döner, Rabia’nin bir çocuğu olmuştur, Sinekli Bakkal’da yine eski mutlu hayat başlar.

KÜÇÜK AĞA (TARIK BUĞRA) 100 TEMEL ESERDEN

Küçük Ağa, Kurtuluş Savaşı yıllarında, siyasal karar ve tartışma merkezlerinin uzağında, Kuvvacı/Millici denilen, ama ne oldukları, neyi temsil ettikleri pek bilinmeyen birilerinin açtığı savaşa katılıp katılmamanın vebalini tartarak bir karar verme durumunda kalan insanları anlatır. Asırlardır sadece "halife-i ruyi zemin"in (halifenin dünyası), padişahın açtığı sancağın altında savaşılacağı bilgi ve inancıyla yaşamış taşra insanlarının, halife-padişah çağrısının yokluğunda ve işgal haberleri yayılırken yaşadıkları ikilemlerin, açmaz ve iç çalkantıların, kendileri ve kaderlerine sahip çıkma hakkında yeniden düşünmek zorunda kalışlarının hikayesidir. Tarık Buğra'nın kendi deyişiyle Küçük Ağa, destanlara yakışır bir konuyu ele almasına rağmen, destan değil, gerçekliği anlatan bir romandır. İttihatçıların ve Kuvvacıların değil, inanç ve gelenek kalıtıyla başbaşa, ilk kez kendisi ve kendi adına geleceği için karar vermeye çalışan bir ahalinin "kahraman"ı olduğu küçük bir Anadolu şehrinden bütün ülkenin Kurtuluş Savaşı mücadelesine ve İstanbullu Hoca'nın kendi içinde yaşadığı değişikliklere tanık olunan bir roman.


Labels:



comment closed