8.SINIF 7. ÜNİTE ATATÜRKTEN SONRA TÜRKİYE:2. DÜNYA SAVAŞI VE SONRASI

8.SINIF 7. ÜNİTE   ATATÜRKTEN SONRA TÜRKİYE:2. DÜNYA SAVAŞI VE SONRASI,8.SINIF 7. ÜNİTE ,  ATATÜRKTEN SONRA TÜRKİYE:2. DÜNYA SAVAŞI VE SONRASI,8.SINIF İNKİLAP TARİHİ,7. ÜNİTE   ATATÜRKTEN SONRA TÜRKİYE:2. DÜNYA SAVAŞI VE SONRASI, ATATÜRKTEN SONRA TÜRKİYE,2. DÜNYA SAVAŞI VE SONRASI
İkinci dünya savaşı 
Galip devletler yenilenlere barış koşullarını  zorla kabul ettirirken bu ülkelerin etnik , jeopolitik ve ekonomik özelliklerini dikkate almamışlar , yalnız düşmanlık duygularının üzerinde durmuşlardır. Bu nedenle bugün içinde yaşadığımız barış  ateşkesten öteye gidememiştir.
Atatürk ün yukarıdaki sözüyle çıkacağını yıllar önce öngördüğü ikinci dünya savaşı ;
Birinci dünya savaşından yenik çıkan ve imzaladığı versay anlaşması ile avrupadaki topraklarının bir bölümü ile sömürgelerini kaybeden sanayisine ve askeri gücüne sınırlamalar getirilen almanya’nın İtalya ve japonya’nın da katılımı ile 1939’da oluşturulmasında önemli rol oynadığı mihver devletleri ile bu devletlerin yayılmacı ve saldırgan politikalarına tepki duyan  İngiltere ,Fransa, ABD ve Sovyet rusya’dan oluşan müttefik devletler diye de adlandırılan blok arasında yapılan savaştır.
İkinci dünya savaşının nedenleri 
•    1933’te Almanya ‘da iktidara gelen hitlerin birinci dünya savaşından sonra itilaf devletleriyle imzalanan ve almanya’nın büyük toprak kayıplarına yol açan ekonomik ve siyasi sınırlamalarda içeren versay antlaşmasını yok sayarak hızla silahlanıp saldırgan politikalar izlemesi
•    Hititlerin tüm germainleri tek devlet , tek millet politikası ile birleştirmek istemesi
•    Birinci dünya savaşından galip çıkan ancak müttefiki ingilterenin izlediği politikalar nedeniyle hedeflerine ulaşamayan italyanın iktidara gelen musolli’nin öncülüğünde yayılmacı politikalar izlemesi
•    1929 dünya ekonomik krizinin ekonomiye verdiği büyük zararların karşılanmak istenmesi
•    1. dünya savaşı sonrası barış kurma amacıyla kurulan milletler  cemiyetinin kısa sürede ingilterenin güdümüne girmesine bağlı olarak üye devletlerinin güvenini ve temel işlevini kaybetmesi
•    İngiltere ve fransanın Almanya ve İtalya nın yayılmacı politikalarını önlemek istemeleridir
•    Savaş öncesi Almanya, İtalya ve Japonya ittifak kurarak Üçlü Mihver’i oluşturdular.

2.dünya savaşının başlaması
Ve yayılması


Almanya, Rusya ile anlaşarak 1 Eylül 1939’da Polonya’yı da işgal etmeye başladı. İki devlet Polonya’yı aralarında paylaştılar. İngiltere ve Fransa, Almanya’ya savaş açtılar. Böylece II. Dünya Savaşı resmen başlamış oldu. Rusya Finlandiya dışındaki Baltık ülkelerini ele geçirdi. Almanya Polonya’dan sonra Norveç ve Danimarka’ya saldırdı. Hollanda ve Belçika’yı ele geçirdi. Fransa topraklarını işgal etti. Ardından Balkanlara doğru ilerleyerek Macaristan, Romanya, Yugoslavya, Bulgaristan ve Yunanistan’a saldırdı. Almanya bunlarla da kalmayarak daha önce dostluk antlaşması imzaladığı Sovyet Rusya’ya sürpriz bir şekilde saldırdı. Rusya ise Fransa ve İngiltere ile anlaştı. Böylece Müttefik Devletler (bağlaşık) Grubu da oluştu. ABD, Belçika, Yugoslavya, Yunanistan gibi çok sayıda devlet de Müttefik Devletler grubuna katılmıştır.

Japonya'nın, 7 Aralık 1941’de Pearl Halbour Limanı’na saldırması ile de ABD Japonya’ya savaş açtı. ABD'nin savaşa girmesi Mihver Devletler Grubu’nun işini zorlaştırmıştır. Çok iyi silahlanmış olan ABD ordusunun savaşa girmesiyle Mihver devletleri her cephede yenilmeye başladı. Almanya ve İtalya 1945’de barış istemek zorunda kaldı. Mussolini İtalyan halkı tarafından öldürüldü. Hitler intihar etti.
2.dünya savaşı ve Türkiye
Atatürk ölmeden kısa bir süre önce uluslararsı gelişmeleri değerlendirerek yakın bir gelecekte yeni bir dünya savaşının çıkacağı konusunda tüm dünyayı uyarmış türkiyenin çıkacak olan bu savaşın dışında kalması gerektiğini ileri sürmüştü.
Cumhurbaşkanı ismet İnönünün ülkenin iç ve dış politikasında önemli rol oynadığı Türkiye her 2 bloğunda kendi yanlarında savaşa çekmek için izledikleri politikalara
Rağmen denge politikası izleyerek savaşın dışında kalmayı başardı
Türk hukumeti yaklaşan savaş tehlikesine karşı şu politikaları izledi:
Batı sınırını korumak için balkan antantının  kuruluşuna öncülük yaptı.
Montrö  boğazlar sözleşmesi ile  boğazların dolayısıyla da TÜRKİYENİN güvenliğini dahada artırdı
Doğu ve güneydoğu sınırının güvenliğini artırmak için İslam ülkeleriyle sadabat paktını kurdu Almanya ve İtalya ile saldırmazlık antlaşmaları imzalandı.
İngiltere ve Fransa ile ittifak antlaşması imzalandı.
Sovyetler birliği  ABD,İNGİLTERE ve fransadan oluşan müttefik devletler savaşta üstünlüğü kesin olara ele geçirildiğinden sonra 2.dünya savaşı sonrası barış düzeninin koşullarını belirlemek amacı ile
4-11şubat 1945te yatla konferansını topladılar.
Yatla konferansında kurulmasını kararlaştırdıkları birleşik milletler cemiyetine katılım için 1mart 1945e kadar mihver devletlerine savaş açma koşulunu getirdiler.türliye dünya siyesetinde söz sahibi olabilme ve batı ile ilişkilerini geliştirmek için 23şubat1925te mihver devletlerine savaş ilan etti…
İkinci dünya savaşının Türkiye ye etkileri
Türkiye savaşın dışında kalmakla birlikte savaştan olumsuz etkilendi. Bu olumsuzluklar şöyle sıralanabilir:
Jeopolitik konumunun önemi nedeniyle savaşa girme olasılığı dikkate alınarak geç nüfusun büyük bir bölümüm silah altına alındı
Üretim azaldı . ekonomik sorunlar derinleşti
İhracata sınırlamalar getirildi
Bu politikalardan sorumlu tutulan CHP hükümetine tepkiler arttı
Çok partili sisteme geçişin gecikmesinde de etkili oldu
İkinci dünya savaşının sonuçları 
Savaşın ardından Süper Güç olarak adlandırılan ABD ve Sovyet Rusya, dünya siyasetine hâkim oldu.
Savaştan yeni çıkan Almanya ve İtalya da  rejimler yıkıldı
Sömürge haline getirilen birçok millet Türk Kurtuluş Mücadelesini örnek alarak, bağımsızlıklarına kavuştu. Bu devletlere Hindistan, Pakistan, Libya, Cezayir, Tunus örnek olarak gösterilebilir Almanya ,doğu ve batı Almanya olarak ikiye bölündü
İngiltetre’nin dünya siyasetindeki etkisi azalırken ABD’nin etkinliği arttı
Sovyetler birliğinin yönetim biçimini benimseyen birçok devlet kuruldu
Sovyetler birliği ABD ile birlikte dünya nın en güçlü devleti haline geldi
Dünya yönetim biçimi birbirlerinden bütünüyle farklı olan bu iki devletin öncülüğünde soğuk savaş dönemi olarak adalandırılacak olan yeni bir kutuplaşma sürecine girdi.
Birinci dünya savaşı öncesi işlevini kaybeden milletler cemiyetinin yerine Türkiyenin de kurucu üye olarak katıldığı birleşmiş milletler cemiyeti kuruldu.
Türkiye de çok partili sisteme geçiş 
23 nisan 1920 de TBMM nin açılması ile milli egemenliğe dayanan yeni türk devletinin temelleri atılmıştı
1921 anayasasının çıkarılması
Saltanatın kaldırılması
Cumhuriyetin ilanı
Halifeliğin kaldırılması
1924 anayasasının kabul edilmesi
Gibi devletin temel niteliğine uygun adımlarda atılmıştı.  Atatürk döneminde demokratik rejimlerin  temel kurumları olarak kabul edilen çok partili sisteme geçiş denemeleri yapılmıştı. Ancak toplumsal koşulların henüz oluşmamış olması  eski düzen yanlısı çevrelerin demokratik bir hak olan parti kurma veya partilere üye olma hakkını cumhuriyet rejimini yıkma  amacıylakullanmaya çalışmalarından  dolayı kapatılmaları  gibi nedenler çok partili sisteme geçiş denemelerinin başarısızlıkla sonuçlanmasına yol açtı . ikinci dünya savaşının çıkması bü sürecin ertelenmesinin bir başka nedeni oluşturdu.
Cumhurbaşkanı ismet İnönü , 19 mayıs 1945’te söylediği şu söz ile millet iradesi , demokrasi yolundaki gelişmesini sürdürecektir. Çok partili sisteme geçileceğini tüm ulusa duyurmuştu.
Bu amaçla atılan ilk somut adım milli kalkınma partisinin kurulması oldu . bu partinin kuruluşunu iktidardaki CHP den ayrılan celal Bayar , Adnan menderes, fuat köprülü tarafından kurulan demokrat parti izledi . demokrat parti katıldığı ikinci genel seçimde milletvekilliklerinin büyük bir bölümünü  elde ederek CHP nin kesintisiz 27 yıl süren iktidarına son  verildi.
Soğuk savaş dönemi ve Türkiye 
İkinci dünya savaşından sonra Sovyet Rusya ve ABD nin önderliğini yaptıkları doğu ve batı blokları arasında yaşanan ancak savaşa dönüşmeyen 1991’de Sovyetler birliğinin dağılmasına kadar devam eden gerginlik süreci soğuk savaş olarak adlandırıldı.
Sovyet rusyanın ikinci dünya savaşında yaşanan gelişmelerle Montrö sözleşmesinin boğazların ve karadeniz’de kıyısı bulunan devletlerin güvenliğini sağlamada yetersiz kaldığını ileri sürerek  boğazları birlikte savunmayı önermesi türkiye’nin ABD nin öncülüğündeki batı bloğuna yakınlaşmasında önemli rol oynadı .
Truman doktrini ve Marshall planı çerçevesinde ABD nin Türkiye’ye  yaptığı askeri ve ekonomik yardımlar Türkiye- ABD ilişkilerini hızla geliştirip stratejik ortaklık boyutuna taşımıştır.
Nato’nun kuruluşu 
İkinci dünya savaşı , avrupada siyasi ve askeri dengeleri değiştirdi . Sovyetler birliği Avrupa nın engüçlü devleti haline geldi. İkinci dünya savaşından sonra  kurulan Bulgaristan , Romanya, çekoslavya, yugoslovya, Arnavutluk ,Macaristan, uzak doğu da çin ve kuzey kore ülkeleri ile 5 ekim 1947 koniform adlı birliği oluşturması Sovyetler birliğinin batı bloğu ülkeler için oluşturduğu tehditi arttırdı. Bu gelişmeler sonucu İngiltere ve fransanın girişimi ile ABD kanadanın da katılacağı 12 ülkeden  oluşan merkezi bürüksel olan NATO  kuruldu.
Türkiyenin NATOya girme fikri ikinci dünya savaşından sonra yoğunlaşan batılaşma politikalarının doğal bir sonucuydu . ikinci dünya savaşından sonra batı demokrasilerinde olduğu gibi çok partili sisteme geçilmesi , batı ülkelerde olduğu gibi ekonomide özel girişimciliği temel alan liberal politikaların uygulanmaya başlanması gibi türkiyeyi batıya yakınlaştıran adımlar, ekonomik kalkınmanın ve silahlı kuvvetlerin modernleştirilmesini batıdan sağlanacak yardımlarla gerçekleştirmenin hedeflenmesi ve Sovyetler birliğinden kaynaklı tehditler türkiye’nin NATO’ya girmek istemesinin temel gerekçeleriydi.
Türkiye ‘nin  NATO ya girmeye yönelik ilk girişimleri , türkiyenin bölgedeki önemini gören ingiltere’nin dışındaki ülkelerin engellemeleri nedeniyle sonuçsuz kaldı.
Kore savaşı ve Türkiye 
Uzak doğu ülkesi kore , 1910 yılından itibaren japonyanın işgali  altındaydı . japonya 2. dünya savaşında bozguna uğrayıp teslim olunca kore’nin kuzeyi Sovyetler birliği , güneyi de ABD tarafından işgal edildi . kuzey kore’nin   , koenin siyasi birliğini sağlama amacıyla güney koreye saldırmasıyla kore savaşı başladı . 1950’de batılı devletler ABD nin öncülüğünde güney kore’yi desteklemek için bölgeye asker gönderdiler. Yaklaşık 3 yıl süren savaşta taraflar birbirlerine üstünlük sağlayamadılar. İmzalanan ateşkes antlaşması ile savaş sona erdi.
Türkiye Kars savaşına  askeri müdahale kararı olan birleşmiş milletler cemiyetinin çağrısına uyarak ABD nin öncülüğünde oluşturulan  askeri ittifaka katıldı .
Türkiye ‘nin NATO ‘YA üye olması 
2.dünya savaşından sonra başlayan soğuk savaş sürecinde iki bloğa  ayrılması , türkiye’nin jeopolitik konumu ve kore savaşında asker göndererek  batılı devletlerin yanında yer alması . öneminin daha da iyi anlaşılmasını ve NATO’YA  kabul edilmesini kolaylaştırdı. 1952’de Türkiye NATO adlı ortak savunma örgütüne katıldı .
NATO YA  üye olmak Sovyetler birliği ile ortak sınırı olan türkiye’nin bu devlet karşısındaki konumunu güçlendirirken ikinci dünya savaşıyla birlikte dış politikada izlenen batı yanlısı bu tek yönlü dış politika  Atatürk döneminin barışçı ve çok yönlü dış politikasından  da uzaklaştığının kanıtıdır.
İkinci dünya savaşından sonra Türkiye
Türkiye ikinci dünya savaşından sonra her alanda hızla büyüdü ve gelişti. . bu   hızlı gelişmede jeopolitik konuma ve her iki bloktan  kendi yanlarında savaşa katılması doğrultusunda yapılan baskılara rağmen türkiye’nin savaşın dışında kalmayı başarmasının payı büyüktü .
Farklı alanlardaki bu hızlı büyüme ve gelişmeye ana başlıklar altında değinelim
Nüfus 
Nüfus, belirli bir alanda ve zamanda yaşayan insanların oluşturduğu kitle olarak tanımlanır. Bütün ülkelerde olduğu gibi ülkemizde de nüfus , genel nüfus sayımları ile belirlenir. Nüfus sayımlarının amacı ; ülkemizde yaşayan insanların sayısını ve niteliklerinin belirlemektedir. Yurt kalkınmasında doğru kararların verilebilmesi , doğru  planlamanın yapılması için ülke kaynaklarının  tespit edilmesi gerekmektedir.  Bu kaynakların en önemlisi de insan kaynağıdır. Ne kadar okula ve  yeni iş alanlarına ihtiyaç olduğu ancak nüfusun bilinmesiyle  doğru bir şekilde saptanabilir.
Ülkemizde nüfus sayımları 1927’de devlet istatistik enstitüsü tarafından başlatıldı. Önceleri 5 yılda bir yapılan nüfus sayımlarının  1990’dan itibaren 10 yılda bir yapılması kararlaştırıldı . 2006 yılında çıkarılan kanunla adrese dayalı nüfus kayıt sistemine geçildi.
Eğitim 
ülkelerin gelişmişlik düzeylerinin temel göstergelerinden biri de eğitimin niteliği ve eğitim kurumlarının yaygınlığıdır. Her ülke istediği değer ve davranışlara sahip bireyleri eğitim aracılığıyla yetiştirir.
Ata türkün eğitim bir milleti ya hür bağımsız şanlı yüce bir toplum şeklinde yaşatır yada bir milleti esaret ve sefalet terk eder.sözüyle vurguladığı eğitimin toplumların yaşamındaki  ve geleceklerindeki hayati önemini ata türkün döneminde eğitim alanında yapılan yenilikleri  daha önceki ünitemizde görmüştük.
İkinci dünya savaşında sonra eğitimin son her kademesi n deki okul  derslik öğretmenlik öğretim görevlisi ve üye sayısı arttı.ilköğretim lise ve üniversite sayısı hızla arttırıldı.vakıf okullarının açılışı ile eğitimin her aşamasında daha kaliteli eğitim için rekabet arttı.hemde en geniş kesimlere okuma olanağı sağladı.

Kültür ve sanat 
Sanat duygu ve düşüncelerin beceri ve düş gücü kullanaılarak değişik biçimlerde ifade edilmesidir.resim heykel seramik müzik şiir edebiyat tiyatro başlıca sanat dallarıdır.yeni türk devleti atatürkünde Türkiye cumhuriyetinin temeli kültürdür sözüyle vurguladığı gibi kültürel temellere dayanmaktadır bunun gereği olarak Atatürk döneminde devlet güzel saNAtlar akademisi devlet konservatuarı açıldı.resim ve heykel müzesi ile etnografya müzesi açılırken.topkapı sarayıda müzeye dönüştürüldü.2.dünya savaşı sonrasındaki süreçte sanat ve kültür alanında var olanlar geliştirilirken yeni kurumlarda açıldı.ankara İstanbul ve izmirdeki devlet ve vakıf üniversitelerinde güzel sanatlar fakültesi kuruldu ülke genelinde devlet tiyatrolarının sayısı artırılırken üniversite lerde tiyatro kursları oluşturuldu bualanlardaki yenekli öğrenciler devlet bursları ile daha nitelikli eğiyim alabilmeleri için yurt dışına gönderildi.güzel sanatlarla ilgile bu çabalarla idllbired,fazılsay,sünakam,Leyla Gencer,Orhan pamuk,nur bilge ceylan gibi dünya çapında beğeni kazanan sanatçı yazar ve sanatçılar yetişmesinde zemin oluşturuldu.

Spor
Spor belirli bir     fiziksel güç ve beceri gerektiren yarışmalı eğlenceli etkinlikleri kapsar.spor sağlıklı bir yaşam için zorunludur.düzenli spor yapan birey daha sağlıklı olur.ayrıca spor insanları kötü alışkanlıklardansa korur      sağlıklı yüksek ahlaklı bir toplumun oluşturulmasında katkıda bulunur 19 mayısın gençlik ve spor bayramı olarak kutlandığı ülkemizde spor hemen her dalda gelişme göstermiştir.futbol basketbol…. Galatasaray klubunun 2000 UEFA şampiyonluğu milli takımımızın 2003 deki dünya 3.lüğü ve 2008deki Avrupa 3.lüğü halterde Halil mutlunun olimpiyat ve dünya şampiyonlukları güreşte hamzi eroğlunun dünya şampiyonluğu,baskebol ve veloybolda bayanlarda klüp ve ulusal takım düzeyinde kazanılan dereceler 2008çin olimpiyatlarında güreşte şampiyon olan ramazan şakin ile atletizmde elva ınolimpiyat 2.likleri sporda özellikle son yıllarda büyük atılım yapıldığının başlıca göstergeleridir.

2.dünya savaşından sonra Türkiye’de ulaşım alanında yaşanan gelişmeler 
Kara yolu ULAŞIMI:
Ülkemizdeki yolcu ve yük taşımacılığının  çok büyük bir bölümü kara yolu üzerinden yapılmaktadır ülkemizde en hızlı gelişen ulaşım yoludur.1945te 45.00olan kara yolumuz günümüzde 425.00a ulaşmıştır.
DEMİR YOLU ULAŞIMI 1950lerden sonra karayolu ulaşımının ülkemizde önem kazanmasına bağlı olarak önemini kaybeden bir ulaşım türüdür.son yıllarda hızlı tren yapımına ağırlık verilmiş İstanbul-Ankara, Ankara –Konya arasında hızlı tren hatlarına ilişkin çalışmalar  sürdürülmektedir.
DENİZ YOLU ULAŞIMI: M8333 KİLOMETRELİK KIYI UZUNLUĞUNA sahip olmamıza rağmen ülkemizdeki denizciliğin ve deniz taşımacılığının yeterince geliştiğini söylemek mümkün değildir yocu ve yük taşımacılığında maliyeti en düşük ulaşım türü olmasına rağmen deniz yolu ile yaptığımız dış ticaretin ancak %35’inikendi gemilerimizle gerçekleştirmekteyiz.
Hava yolu ulaşımı: ülkemizde en hızlı gelişen ulaşım türüdür illerimiz önemli bir bölümünde hava alanı bulunmaktadır. İstanbul’daki Atatürk hava limanı Ankara’daki esen boğa havalimanı ile turizm sezonunda çok daha fazla işlevsel hale gelen Antalya ile dalaman havalimanları ile İzmir ve adana havalimanları bunların en önemlileridir.dünyanın en genç folları arsında yer alan Türk hava yolları floşu modernleşme ve gelişim politikalarına bağlı olarak dünyanın 150’ye yakın noktasına uçuş yapabilecek düzeye ulaşmıştır.
Boru Ulaşımı: petrol ve doğalgaz gibi enerji kaynaklarının taşımacılığında kullanılan ulaşım türüdür ülkemizdeki en yeni ulaşım biçimidir.ilk boru hattı 1966 yılında TPAO tarafından batman dörtyol arasına  döşendi.ve işletmeye açıldı.  
Sanayi 
Sanayi ham maddelerin işlenerek yeni ürünler elde edilmesiyle ilgili yöntem ve araçların tümünü ifade eden bir kavramdır.ülkelerin gelişmişlik veya az gelişmişliklerinin ölçtü sanayilerinin gelişmişlik düzeyidir .genel olarak toplumsal ve ekonomik gelişmişlik sanayileşme ile eş anlamlı olarak kullanılmaktadır.Osmanlı döneminde sanayi alanında ciddi bir atılım yapamayan ülkemizde cumhuriyet döneminde özellikle 1. yıllık kalkınma planının uygulandığı 1903-1938 yılları arasında devlet sermayesi ile sanayide önemli adımlar atıldı
1950li yıllarda sanayileşmenin yabancı şirketlerin sanayi alanına yatırı yaptıkları bu girişimlerinde devlet tarafından desteklendiği yeni bir süreç başladı bu süreçte makine ve kimya endüstrisi  Türkiye ekonomi işletmeleri Türkiye petrolleri anonim ortaklığı gibi kuruluşlarla sanayi alanında devlet yatırımlarımda sürdürülmüştür.
1980 den sonraki süreçte devletin temel politikası haline gelen liberal politikalarda ğlı olarak kamu işletmelerinin hızla özelleştirildiği ülkemizde yabancı yatırımcılarında etkisiyle otomotiv,makine,tekstil,kimya,çimento,kağıt,cam ve seramik gibi sanayi dallarında bir çok işletme açılmış uluslar arsı düzeyde büyük sanayi kuruluşları oluşturulmuştur.
SAĞLIK
Cumhuriyet döneminde sağlık alanında başlatılan atılımlar 2.dünya savaşından sonra daha da  hızlandırılıldı özellikle son yıllarda özel sermayenin de sağlık alanına yatırımlar yapması üniversite hastanelerinin hızla yaygınlaşmasına ve sağlık meslek liselerinin açılmasına bağlı olarak hem hastane hemde doktor başta olmak üzere sağlık personeli sayısı arttı.doktor başına düşen hasta sayısı son yıllarda 4 haneli rakamlardan 3 haneli rakamlara düştü
İNSAN HAK VE ÖZGÜRLÜKLERİNİN
GELİŞMESİ

İnsan hakları bir kavram olarak Fransız ihtilalinden sonra şekillenmiştir ancak insan haklarının bir sorun olması temel hak ve özgürlükler için verilen mücadelenin tarihi MÖ 3000yıllarına kadar uzanmaktadır ilk çağda başlayan günümüzde de farklı boyutlarda yaşanmaya devam eden köleciliğe ortak çağ Avrupamsında kilisenin baskı sömürü ve dogmalarına karşı verilen mücadelelerin tümü özünde insan hakları ile ilgili çabalardı insan hakları dinamik bir kavramdır inanlığın sürekli ilerlemesi toplumsal yapıların ve insan gereksinimlerinin gelişmesi,değişmesi insan haklarına ilişkin taleplerin  çeşitlenmesi ve  zenginleşmesini beraberinde getirmektedir.
İnsan haklarına ilişkin belgeler
-    1689 ingiliz insan hakları bildirgesi
-    1776 virginia insan hakları bildirgisi
-    1789 fransız insan hakları bildirisi

İnsan haklarına  ilişkin bu bildirilerin ortak özelliği temel insan hakları olarak da tanımlanan yaşama hakkı , mülkiyet hakkı , düşünce özgürlüğü, bireysel özgürlükler gibi hakları içermeleridir.
İnsan haklarına ilişkin çalışmalar , ikinci dünya savaşından sonra  özellikle birleşmiş milletler cemiyetinin kurulmasıyla daha da hızlanmıştır.
İkinci dünya savaşı sonrası gündeme gelen insan haklarına  ilişkin belgeler 
Tarih              Belgenin Adı                                                                Türkiye nin tutumu 
1945              insan hakları evrensel bildirgesi                                           kabul etti
1961              avrupa sosyal şartı                                                           1989 yılında onayladı
1966              kişisel ve siyasi haklara ilişkin sözleşme                                 2000 yılında  imzalandı
1981              kadınlara karşı her türlü ayrımcılığın önlenmesi sözleşmesi       1985 yılında onaylandı
1987              işkencenin önlenmesine  dair sözleşme                              1988 yılında onaylandı
1990              çocuk hakları sözleşmesi                                                  1994 yılında onaylandı

Türk silahlı kuvvetleri 
Devletlerin siyasal varlıklarını sürdürebilmesi toprak bütünlüğünü ve ulusal bağımsızlığını koruması ancak güçlü bir orduya sahip olmalarıyla mümkündür. Askeri alanda başka ülkelere de örnek oluşturan Türkler, kurtuluş savaşında  da olanaksızlıklar içerisinde  düzenli bir ordu örgütlemesini başarmış ve kurtuluş savaşını  kazanmışlardır. Ancak türk silahlı kuvvetleri aynı süreçte de yıpranmıştı . bu nedenle cumhuriyet döneminde  orduyu modernleştirme  ve yeniden yapılandırma  çalışmaları  başlatıldı.
Türk ordusu;
Kara kuvvetleri
Hava kuvvetleri
Deniz kuvvetleri
Jandarma genel komutanlığı 

Olarak yeniden örgütlendi .
Türkiye cumhuriyeti jeopolitik konumunun önemi nedeniyle her dönemde güçlü bir orduya ihtiyaç duymuştur . bağlı olduğu milli savunma bakanlığının  ardından da anlaşılacağı  gibi türk ordusunun varlık nedeni ülke savunmasıdır. Bağımsızlığımıza ve toprak bütünlüğümüze yönelik tehditleri bertaraf etme türk silahlı kuvvetlerinin temel sorumluluğudur. Türk silahlı kuvvetleri cumhuriyetin de temel güvencesidir. Türk ordusu bölge ve dünya barışını  korumaya yönelik çabalarda önemli işleve sahip olan bir güçtür .
Türk ordusunun dünya barışına katkıları
Kıbrıs  Barış Harekatı 
Kıbrıs , Türklerin ve Rumların bir arada yaşadığı bir adaydı. Rumların  adayı yunanistan’a bağlamaya yönelik tutumları , Kıbrıs sorununun başlamasına neden oldu. 1960 yılında iki uluslu Kıbrıs cumhuriyeti’nin kurulmasında uzlaşma sağlandı . ancak Rumların Enonis ( yunanistanla bütünleşme) politikasından   vazgeçmemeleri adadaki Türklere yönelik katliam gerçekleştirmeleri , 20 temmuz 1974’te  kıbrısa askeri müdahaleyi zorunlu hale getirdi. Ateşkes görüşmelerinden sonuç alınamaması 14 ağustosta kıbrısa yeni bir çıkartma yapılmasına yol açtı. Ada da görevli türk silahlı kuvvetleri , bu gelişmelere bağlı olarak kurulan kuzey Kıbrıs türk cumhuriyeti’nin de adadaki Türklerin de en büyük güvencesidir.  Türk ordusu üyesi olduğu birleşmiş milletler cemiyetinin çağrısı üzerine  barışı sağlamak amacıyla  Bosna-hersek , Arnavutluk , Somali , Kosova ve  afganistan’a gönderilen barış gücü içinde de yer aldı. Bu bölgelerde yaşayan halkın  güven ve sevgisini kazandı .

Savunma sanayisinin önemi ve geliştirilmesi
Askeri teknolojinin de hızlı geliştiği günümüzde bir ordunun askeri araç ve gereç açısından  başka ülkelere bağımlı olması  gerekmektedir. Bu da savunma sanayisine yatırım yapmayı zorunlu kılmaktadır.
Türkiye , Kıbrıs krizi sürecinde ABD’nin siyasi ambargo uygulaması  nedeniyle bu gerçeği daha iyi kavramış , askeri araç ve gereçleri üretmek için fabrikalar açmıştır. Ürettiği zırhlı araç , modern silah ve askeri haberleşme  araçları ile birçok ülke tarafından da tercih edilen savunma sanayisine  sahip bir ülke durumuna gelmiştir. Kurulan ve geliştirilen bu sanayi ile aynı zamanda döviz tasarrufu ve binlerce insanımıza iş olanakları sağlanmıştır. ASELSAN , İŞBİR,ASPİRSAN,HAVELSAN savunma sanayisinin önemli kurumlarıdır.
KÖRFEZ SAVAŞLARI 
1.KÖRFEZ SAVAŞI (1990-1991) 
Irak ile ABD’nin öncülüğünde , İngiltere , Fransa, Suudi Arabistan, Suriye ve Mısırın içinde yer aldığı 28 devletten oluşan çok uluslu güç arasında yapılan savaştır.
1.Körfez savaşının nedenleri 
1980-1988 iran- ırak savaşında büyük ekonomik zararlara uğrayan ırak’ın ;
•    Kuveyt başta olmak üzere 1981-1990 yılları arasında petrol fiyatlarını sürekli düşürerek ırak’a zarar vermeleri
•    Irak’ın Kuveyt topraklarında tarihi hakkı olduğunu iddia etmesi
•    Iran-ırak savaşı sürecinde ırak’a   kuvyet tarafından verilen borçların silinmesini istemesi.
2 ağustos 1990’da ıran Kuveyt ’i işgal etmesi körfez krizinin nedeni oldu . gelişmeler üzerine toplanan birleşmiş milletler güvenlik konseyi ırak’ın Kuveyt ‘ten koşulsuz çekilmesini kararlaştırdı. ABD ve onu destekleyen 33  ülke askeri kuvvet göndererek veya maddi katkıda bulunarak uuslararası güç oluşturdular. Irak’ı destekleyen Filistin Ürdün ve yemen ‘in dışındaki Arap ülkeleri de müttefikler arasında yer aldı. Suriye ve mısır’ın öncülüğünde ırak’a karşı çok uluslu Arap ordusu oluşturuldu.
Birleşmiş milletler ırak’ı kuveyt’ten çekilmeye zorlamak için önce ekonomik yaptırım ve silah ambargosu kararlarını aldı.
Irak devlet başkanı  Saddam Hüseyin’in ırak’tan çekilmeye yanaşmaması 17 ocak 1991 ABD’nin öncülüğündeki çok uluslu gücün ırak’a saldırmasına ve körfez savaşının başlamasına neden oldu .
Çöl fırtınası adı verilen harekat ırak’ın bozgunu ile sonuçlandı .  ırak , Kuveyt’ten çekilme  ve ağır savaş tazminatı ödeme başta olmak üzere koalisyon güçlerinin tüm koşullarını kabul etmek zorunda kaldı.
Irak’ın yenilgisinin nedenleri 
ABD ve müttefiklerin askeri güçlerinin hem teknoloji hem de savaş  eğitimi açısından ırak’tan çok üstün olması
İran ile 8 yıl savaşan ırak  ordusunun yorgun olması ve özellikle müttefiklerin hava saldırıları karşısında tutunamaması
Irak ordusunun  gücünün daha çok yapay güven duygusuna dayanması
1.körfez savaşının sonuçları 
ABD’nin orta doğudaki etkinliği daha da   arttı
Arap dünyasının tarihsel ütopyası olan Arap birliğinin kurulması politikası iflas etti
Bölge ülkeleri arasındaki güç dengesi İran lehine değişti
2. Körfez savaşı 
ABD nin 20 mart 2003 ‘te kitle imha silahı üretmekle  suçladığı ırak’a saldırmasıyla başlayan savaştır. Birleşmiş milletler teşkilatından askeri destek kararı çıkartamayan ABD, başta İngiltere olmak üzere batılı devletlerin bir bölümünün katılımı ile oluşturduğu koalisyon  gücüyle savaştan sorumlu tuttuğu Saddam Hüseyin yönetimine son verdi. ABD ve diğer koalisyon güçlerinin halen varlıklarını sürdürdükleri ırak’ta işgal güçlerinin silahları gölgesinde 30 ocak 2005’te seçim yapılmasına rağmen ırak halen siyasal istikrarı yakalayamamış. Her gün onlarca insanın öldüğü bölgeye dönüşmüştür.
TBMM 1 mart tezkeresini reddederek ABD’nin yanında 2. körfez savaşına girilmesini ve ABD’nin öncülüğündeki koalisyon güçlerinin Türkiye üzerinden ırak’a cephe açmalarını engellemiştir.
Körfez savaşlarının Türkiye ‘ye etkileri 
•    Türkiye ‘nin ırak’a uygulanan ambargoya katılması onlarca milyar dolar ihracat kaybı yaşamasına
•    Savaşa çok yakın bir bölgede olmamız nedeniyle ülkemize gelmek için yer ayırtan yüz bini aşkın turistin ülkemize gelmekten vazgeçmesine
•    Savaştan kaçan yüz binlerce ıraklının ülkemize sığınmasına buna bağlı olarak yeni ekonomik ve sosyal sorunların gündeme gelmesine
•    Irak’ta merkezi otoritenin dağılması ve kuzey ırak’ta oluşan otorite boşluğunun Türkiye için bölgenin risk bölgesine dönüşmesine yol açtı.

TÜRKİYEYE YÖNELİK İÇ VE DIŞ TEHDİTLER 
Türkiye jeopolitik konumu nedeniyle balkanlarda, orta doğu’da Kafkaslarda etkinliği sağlamak veya etkinliğini arttırmak isteyen pek çok devletin zayıflatmak ,bölmek, siyasi istikrarsızlık yaratmak istedikleri bir ülkedir.
Ülkemize yönelik iç tehditlerin  başında anarşi ve terör gelmektedir. Gerek anarşi gerekse terör sadece yaşandığı ülke için tehdit oluşturmamaktadır. Yaşanılan terör eylemleri,terör örgütlerini himaye eden ülkelerde de can ve mal kaybına yol açan toplumsal barışı tehdit eden eylemler gerçekleştirmişlerdir. Buı nedenle terör eylemlerini önlemek için tüm ülkeler kendi vatandaşlarını bilinçlendirmek ve uluslar arası düzeyde iş birliği yapmak zorundadırlar.
Ermeni sorunu 
Ülkemizi tehdit eden sorunlardan biri de kökü Osmanlı devletinin son yüzyılına kadar uzanan ermeni sorunudur. Millet-i Sadıka olarak adlandırılan  19 . yüzyıla kadar herhangi bir sorun çıkartmadan devletin tüm olanaklarından  da yararlanarak yaşayan Ermeniler İngiltere, Rusya ve Fransa gibi batılı devletlerin kışkırtmaları ,    Hınçak ve Taşnak adlı ermeni  örgütlerinin çalışmalarına baplı olarak bağımsız devlet kurmak için  ayaklanmaya başladılar. 2. meşrutiyet döneminde padişah 2. Abdülhamit ‘e suikast düzenlediler.
Birinci dünya savaşında ermeni sorunu 
Birinci dünya savaşında doğu cephesinde Ruslarla işbirliği yapan doğu illerimizin işgalini kolaylaştıran  ve pek çok insanımızı öldüren Ermeniler 1915 mayısında çıkarılan tehcir yasası ile Suriye ‘ye göç ettirildiler.
Bu göç sırasında bazı çetelerin  saldırıları ve doğa koşullarının olumsuzluğu , hastalık , yaşlılık gibi nedenlerle Ermenilerin bir bölümünün yaşamını kaybetmesi günümüzde bazı devletlerin (kendi çıkarları için ) ve Ermenistan ‘ın  sözde soykırım iddialarına  dayanarak yapılmak istenmektedir.
Kurtuluş savaşında ermeni sorunu
Çarlık Rusya ‘nın 1917 bolşevik ihtilali sonucunda yıkılmasından yararlanan  Ermeniler İngiltere ‘nin de desteği ile sınırımızda bir Ermenistan devleti kurdular. Kars ve çevresini de işgal ettiler. TBMM hükümeti Ermenistan üzerine doğu taarruzunun gerçekleşmesini kararlaştırdı. 15. kolordu komutanı kazım Karabekir ‘i  de taarruz için yetkilendirdi . Ermeniler bozguna uğratıldı . barış istemeleri üzerine TBMM ile arasında 2 aralık 1920’de Gümrü anlaşması imzalandı . anlaşma ile Ermeniler topraklarımızda hak iddia etmekten  resmen vazgeçmek zorunda kaldılar. Bu gelişme 1878 Berlin anlaşması ile gündeme gelen ermeni sorununun resmen çözüldüğü anlamına geliyordu.
Ancak ABD , Fransa , Yunanistan ve Lübnan ‘da yaşayan ve o ülkelerin ekonomilerinde etkin bir role sahip olan Ermenilerin 1965 yılını sözde ermeni soykırımının 50. yıldönümü olarak kutlamalarıyla sorun tekrar gündeme geldi . bazı ülkelerin parlamentolarında Türkiye ‘nin aleyhine kararlar aldırtmayı başaran bir terör örgütüyle  (asala) özellikle elçilerimizi ve konsoloslarımızı öldüren Ermenilerin amacı ülkemizi bölmek ve tazminat  alabilmektir.
Terörle mücadele bireylerin ve kurumların   görev ve sorumlulukları 
•    Bağımsızlığımızı toprak bütünlüğümüzü bozmaya , cumhuriyetimizi ve demokrasimizi yıkmaya yönelik eylemlere karşı duyarlı olunmalı
•    Basın yayın organlarında  halkımızı terör ve zararları konusunda eğitici , uyarıcı yayınlar yapılmalı
•    Okullarda verilen eğitim çağdaş nitelikli olduğu kadar öğrencilere ulusal değerlerin önemini kavratacak nitelikte olmalı
•    Terör eylemlerine , hukuk kuralları çerçevesinde toplumsal tepki gösterilmeli
•    Terörün amacının korku yayıp toplumu teslim almak olduğunu bilerek bu tür eylemlere karşı milli birlik ve beraberliğimiz daha da pekiştirilmeli
•    Devlete ve onun kurumlarına düşen görev, terörün bir sonuç olduğu gerçeğinden  hareketle teröre zemin hazırlayan koşulları ortadan kaldırmaktır.
Misyonerlik faaliyetleri 
Misyonerlik  batılı ülkelerin az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde yürüttükleri Hristiyanlaştırma  politikasıdır. Misyonerlik faaliyetlerinin tarihi Hristiyanlık dininin tarihi kadar eskidir. Son yıllarda dünyanın pek çok bölgesinde yaygınlaştırılan ve yoğunlaştırılan misyonerlik faaliyetlerinin hedef ülkelerinden biride ülkemizdir.
Misyonerlik  faaliyetleri hristiyanlığın propagandası maskesi ile ülkelerin sömürgeleştirmesini amaçlayan bir politikadır.
Kenya ‘nın ilk başbakanı KAMOU KENYATTA misyonerler geldiklerinde İncil onların , topraklarımız bizimdi. Bize gözlerimizi kapatarak dua etmesini öğrettiler . neden sonra gözlerimizi açtığımızda İncil bizim , topraklarımız onların olmuştu .sözü misyonerlik faaliyetlerinin gerçek amacını en iyi şekilde ifade etmekte.
Bu tehlikeye karşı gençlerin başta olmak üzere toplumun tüm kesimlerini eğitmek , uyarmak gerekmektedir.
SOĞUK SAVAŞ SONRASI YUMUŞAMA DÖNEMİ 
Sovyetler birliği devlet başkanı Stalin ‘in ölümünden sonra bu göreve getirilen kruçev ‘le birlikte doğu  ve batı blokları arasındaki ilişkiler yumuşama sürecine girdi. Barış içerisinde bir arada yaşama ilkesi ile ifade edilen bu yeni süreçte bloklar arasında  bazı konularda işbirliğine kadar uzanan gelişmeler yaşandı.
SOVYETLER BİRLİĞİ DAĞILIYOR (1991) 
Gorbaçov ‘un öncülüğünde başlayan ekonomik ve siyasal reformlar , batıyla yakınlaşma ve ABD ‘nin öncülüğünde yıllarca sürdürülen  çabaların sonucunda Sovyetlere  bağlı Çekoslovakya , Macaristan , Polonya, Romanya ve Yugoslavya ‘da yönetim biçimleri değişti . Sovyetler birliği dağıldı .  doğu  ve batı bloğu arasındaki bölünmüşlüğün simgesi sayılan Berlin duvarı yıkıldı . doğu ve batı Almanya birleşti.
Sovyetler birliğinin dağılması ve yıkılmasından  sonra 21 aralık 1991’de Azerbaycan , Ermenistan ,Belarus,Kazakistan,Kırgızistan,Moldova, Rusya, Tacikistan , Türkmenistan , Özbekistan ve Ukrayna bağımsız devletler topluluğu adıyla birlik oluşturdular.

İsmet  İnönü  :  SÜPER GÜÇLERİN OLUŞMASI DÜNYANIN DİĞER DEVLETLERİ AÇISINDAN BÜYÜK BİR TEHDİTTİR. ANCAK BUNUN BİRE İNMESİ İSE DİĞER MİLLETLER İÇİN BÜYÜK BİR FELAKETTİR.

Sovyetler  birliğinin dağılmasının sonuçları 
•    Soğuk savaş dönemi sona erdi
•    Bloklaşmanın sona erdiği , uluslar arası gerginliğin yerini dostluk ve işbirliğinin alacağı , savaşların yaşanmayacağı açlık  ve sefaletin yerini refaha bırakacağı iddia edilen yeni dünya süreci düzeni başladı.
•    ABD karşısındaki caydırıcı gücün ortadan kalkmasından da yararlanarak dünyanın egemen gücü haline geldi
•    Doğu bloğunun askeri iş birliği örgütü olan Varşova paktı dağıldı
Sovyetler birliğinin dağılmasının Türkiye ye etkileri
•    Türkiye ‘ye yönelik önemli bir tehdit azalmış oldu
•    Sovyetler birliğinin dağılması ile bağımsızlıklarını ilan eden türk cumhuriyetleri ile ilişkiler kuruldu . kültürel ve ekonomik alanda iş birliği gerçekleştirildi. Bu da Türkiye ‘nin uluslar arası önemini daha da arttırdı

ENERJİ KORİDORU TÜRKİYE 
Sanayi devrimine bağlı olarak üretimde ve ulaşımda buhar , petrol ve elektrik gibi yeni enerji kaynaklarının devreye girmesi , bu enerji kaynaklarına ulaşmayı ve bu  bölgelere sahip olmayı , devletlerin temel politikası  haline getirdi .
Günümüzde , artan hükümete de bağlı olarak enerji kaynaklarının  hızla tükenmesi enerji kaynaklarına özellikle de petrole sahip olma rekabetini ve yeni enerji kaynakları bulma arayışını hızlandırdı. Bu durum Kafkasya ve çevresinde yoğun olan doğal gazın önemini de arttırdı.
Ülkemiz ürettiği enerjisi kendine yeten bir ülke değildir. Petrol ,  doğal gaz ve elektriği dışarıdan satın almaktayız . buna karşın dünya enerji kaynaklarının % 70 ‘ini barındıran orta doğu , Kafkasya ve Avrupa ülkelerinin komşusu konumunda olmamız  uluslar arası önemimizi arttırmıştır.
Türkiye jeopolitik konumu nedeniyle  petrol ve doğal gazın dünya pazarlarına ulaştırılmasında koridor işlevini üstlenebilecek konumdadır ve buna yönelik olarak gerçekleştirilen projelerde yer almıştır.
17.  YÜZYILIN İPEK YOLU 
Hazar ve çevresindeki petrol  ve doğal gazın Avrupa ‘ya ve dünyanın diğer ülkelerine  taşınmasına ilişkin üretilen projeler içinde en akılcı olanları Türkiye liman ve topraklarının kullanımını da içeren projelerdir. Çünkü Türkiye her açıdan bölgenin en güçlü , en güven veren  ülkesi konumundadır.  Bu projeler kapsadığı güzergah açısından  21. yüzyılın ipek yolu olarak  adlandırılmayı da hak eden projelerdir.
Bakü-Tiflis-ceylan boru hattı  ve Bakü-Tiflis-Erzurum doğal gaz hattı projeleri
Batı – Tiflis – ceylan boru hattı , Azerbaycan petrolünü Akdeniz ‘e ulaştıran projedir. 2005’te tamamlanmış Azerbaycan petrolü Ceyhan ‘a ulaşmıştır . daha sonra eklenen yeni boru hattı ile Kazakistan petrollerinin de aynı hat üzerinden taşınması sağlanmıştı.
Bakü – Tiflis – Erzurum doğal gaz hattı , Azerbaycan doğal gazının Türkiye üzerinden Avrupa ‘ya ulaştırılması amacıyla gerçekleştirilen projedir. Boru hattının tamamlanması ile 2006 yılından itibaren Bakü  ‘den Erzurum ‘a  DOĞAL GAZ ULAŞTIRILMAKTADIR. BU PROJENİN TAMAMLAYICI projesi olarak düşünülen  ‘Nabucco projesi’ ile bu doğal gazın Avrupa ‘ya ulaştırılması hedeflenmektedir.

ÜLKEMİZİN ÖNEMLİ DOĞAL KAYNAKLARI VE BUNLARIN KULLANIMI
Doğal kaynaklarımızın daha verimli kullanılmasına  ilişkin projelere kısaca değinelim.

Su projesi 
Elektrik enerjisinin  üretiminde de kullanılan su açısından , bilinenin aksine sınırlı olanaklara sahip bir ülkeyiz. Yağışların azalması, küresel ısınma, verimli kullanmama gibi nedenlerle akarsu ve nehirlerimiz hızla kurumakta , barajlarımız işlevini kaybetmektedir.
Devlet su işleri yer altı ve yer üstü su kaynaklarımızın daha verimli kullanılmasını sağlamaya ve ülke ekonomisine katkıda bulunmaya yönelik çalışmalar yapmaktadır.
Petrol 
Çevresindeki ülkelerde zengin petrol yataklarına sahip olan ülkemizde de petrol arama ve  çıkartma çalışmaları yapılmaktadır. Türkiye petrolleri anonim ortaklığı denetimi ve öncülüğündeki bu çalışmaların sonucunda zengin petrol yataklarının bulunması umut edilmektedir.
Bor 
Kimya sanayisinin temel ham maddesi konumunda da olan  bor madeni açısından zengin bir ülkeyiz. Dünya bor rezervlerinin yarıdan fazlası Türkiye ‘dedir.
Çok farklı sektörlerde de kullanılan bor madeninin, bu madene ilişkin  sanayimizin yeterli düzeyde olmaması nedeniyle ülke ekonomisine istenilen düzeyde katkı yaptığı söylenemez .
Toryum 
Nükleer santrallerde yararlanılması düşünülen bir madendir. Türkiye atom enerjisi kurumu bu madenden  yararlanmaya yönelik projelere katılmıştır.
Krom 
Krom rezervleri açısından  zengin ülke konumundayız . yüksek kalitede çelik elde etmek amacıyla kullanılan bir madendir. İnşaat sektöründe , silah sanayisinde , gemi ve uçak yapımında kullanılmaktadır. İhraç ettiğimiz madenlerin başında gelmektedir.
Kromu işleyerek satmanın daha çok gelir sağladığı görülerek ülkemizin çeşitli yerlerinde fabrikalar yapılması kararlaştırılmıştır.
TÜRKİYE AVRUPA BİRLİĞİ İLİŞKİLERİ 
Temelleri 1951’de Belçika, federal Almanya , Fransa , İtalya Lüksemburg ve Hollanda tarafından Paris ‘te imzalanan  antlaşmaya kadar uzanan Avrupa birliği 25 mart 1957’de imzalanan roma antlaşması ile resmen kuruldu.birliği oluşturan ülkeler  ilk aşamada ekonomik , ikinci aşamada da siyasi bütünlemeyi hedeflediler. Bu hedeflere uygun olarak da ismi süreç içerisinde sırasıyla Avrupa ekonomik topluluğu, Avrupa topluluğu ve 1 kasım 1993 ten itibaren de Avrupa birliği olarak değişti. Birliğin temel amacı hem siyasal  hem de ekonomik açıdan birleşik bir Avrupa oluşturmaktı.
Avrupa ile ilişkileri 4. yüzyıla kadar uzanan Türklerin özellikle Osmanlıların  Rumeli ‘ye geçtikleri ve kalıcı bir güç haline geldikleri 14. ve 15. yüzyılda batı ile ilişkileri daha da yoğunlaştı . 17. yüzyıldan itibaren Avrupa karşısında siyasi ve askeri üstünlüğü kaybeden , ekonomisi de daha hızla bozulan Osmanlı devleti 18 yüzyılda lale devri ile
Avrupa ‘nın üstünlüğünü kabullenmiş ve devleti yeniden güçlendirmek amacıyla yaptığı ıslahatlarda batıyı örnek almıştır.
Birinci dünya savaşı onu izleyen  kurtuluş savaşı , batılı pek çok devletle ilişkilerin bozulmasına neden oldu. Lozan antlaşması ile ilişkiler normalleşme sürecine girdi .  özellikle 2. dünya savaşı ‘ndan sonra dış politikada  batılı devletlerle birlikte hareket eden Türkiye 1952 ‘de NATO ‘ya üye oldu. Bu gelişmelerin doğal sonucu olarak  da Avrupalı devletlerin oluşturdukları birliklere  katılmayı da dış politikasının temel hedeflerinden  biri haline getirdi. 12 eylül 1980  darbesi Avrupa birliğine  katılma sürecinin kısa  bir süre kesintiye uğramasına neden olduysa da Turgut özal ‘in başbakanlık dönemiyle birlikte ilişkiler yeniden başladı . özellikle 2000 li yıllar Avrupa birliğine girmenin milli hedefe dönüştürüldüğü Avrupa ile ilişkilerin ivme kazandığı , birliğe tam üye olabilmek için çabaların yoğunlaştırıldığı yıllar oldu .
Türkiye ‘nin Avrupa birliğine katılma sürecinde yaşanan başlıca gelişmeler
•   
 Türkiye ile Avrupa birliği arasında , Türkiye ‘nin gümrük birliğine üyeliğini sağlayacak olan bir adı da Ankara  anlaşması olan ortaklık anlaşması imzalandı .
•    16 eylül 1986 ‘da  12 eylül darbesi ile AET tarafından dondurulan Türkiye-AET ilişkileri yeniden başladı.
•    14 nisan 1987 ‘de  Türkiye AET ‘ye tam üyelik için başvurdu.
•    11-12 aralık 1999 ‘da Helsinki ‘de gerçekleştirilen Avrupa birliği konseyi toplantısında Türkiye ‘ye Avrupa birliğine adaylık statüsü tanındı
•    28 haziran  2002 ‘de Türkiye ‘nin birliğe üye olabilmesi , uyması gereken genel ilkeleri içeren  çerçeve antlaşması ve hükümleri resmi gazete’de yayımlanarak yürürlülüğe girdi
•    16 – 17 aralık  2004 ‘te Avrupa birliği konseyi toplantısında 3 ekim 2005 tarihinde Türkiye ile Avrupa birliği arasında birliğe üye olma sürecinin bir parçası olan müzakerelerin başlaması kararlaştırıldı.
•    03 ekim 2005 ‘te Türkiye ‘nin AB ‘ye katılım müzakereleri başladı ve devam etmekte. 

Avrupa birliğine üyelik yolunda Türkiye 
12 eylül 1963              AET  ile gümrük birliği anlaşması imzalandı
13 ocak 1972             Türkiye    AET  GÖRÜŞMELERİ BAŞLADI
22 OCAK 1982            AVRUPA TOPLULUĞU TÜRKİYE İLE İLİŞKİLERİNİ DONDURMA     KARARI    ALDI
16 EYLÜL 1986           AVRUPA    TOPLULUĞU  TÜRKİYE İLİŞKİLERİ YENİDEN BAŞLADI
14 NİSAN 1987           TÜRKİYE AET ‘YE TAM ÜYELİK İÇİN BAŞVURDU
1 OCAK  1996             GÜMRÜ BİRLİĞİ  ANLAŞMASI   YÜRÜRLÜLÜĞE GİRDİ
11-12 ARALIK  1999    TÜRKİYE ‘YE AVRUPA BİRLİĞİ ADAYLIK STATÜSÜ   TANINDI
28 HAZİRAN 2002       AVRUPA BİRLİĞİ İLE İMZALANAN ÇERÇEVE ANTLAŞMASI  YÜRÜRLÜLÜĞE GİRDİ
16-17 ARALIK 2004     AVRUPA BİRLİĞİ İLE MÜZAKERELERİN 3 EKİM 2005 ‘TE BAŞLAMASI KARARLAŞTIRILDI
3 EKİM 2005               AVRUPA BİRLİĞİNE KATILIM MÜZAKERELERİ BAŞLADI 
Notların Oluşturulmasında Değerli Katkılarından dolayı DENİZ DEMİREL'e teşekkür ederim

Labels:



comment closed