Bedirhan Gökçe-Ben bunları yazarken sen yine uyuyordun

"Her ağlayan mazlum mudur, diye sorgulayan, 80’de çalınan çocukluğum 30 yıldır kayıp, diye hayıflanan, iki seven insanın sessizliği nasıl bir çığlıktır aslında, diyebilen “kırılgan yürek”ten duygusal metinler
Eğer hastaysanız, doktora gider ve tedavi olursunuz. Eğer fiziken hastaysanız, doktorun yazacağı reçete üç aşağı beş yukarı bellidir. Ama bazen ruhen kendinizi pek iyi hissetmezsiniz. O zaman herkesin kendine göre bir çaresi vardır. Kırılmış ruhu tedavi etmek öyle kolay değildir.
Gecenin bir vakti radyoyu açıp şöyle tok sesli, içinize seslenen, hüznü keyifli hale getiren bir ses duyarsanız.
O ses sol yanım acıyor anne derken, sol yanınız gerçekten acıyorsa.
O ses size kitaplardan, ozanlardan aşka ve sevdaya dair şiirler okuyorsa.
Hem taşralı hem kentli dinleyiciyi aynı frekansta buluşturuyor ve sizi hayata bağlayan bir şeyler söylüyorsa, bilin ki o ses, o söz, o yorum, Bedirhan Gökçe’dir.
Onu dinlediğinizde kendinizi daha iyi hissedersiniz. Yorgunluğunuz geçmiş, kelimeler şifanız olmuştur. Hayata daha sıkı sarılabilirsiniz. Yaşama umudunuz geri gelmiştir. Prof. Dr. Arif Verimli, “Bedirhan'ın sesi kadar sözü de çok etkili. Eğer Türkiye de Bedirhan gibi on tane radyo programcısı olsaydı, sanırım bizlere gerek kalmayacaktı. Bedirhan huzur veriyor...” diyor. Ayşenur Yazıcı, “Bedirhan kelimelerden ilaç yapar, ruhu onarmak için, kitapta da dev bir ecza dolabı var, yorulmuş herkes için...” öğüdünde bulunuyor.
Nasuh Mahruki, “Bedirhan Gökçe insanoğlunun temiz, asil, zarif, hassas ve güçlü duygularını en güzel ifade eden, en güzel dile getiren, en güzel sese büründüren bir ozan. Her dinleyeni, her okuyanı uzaklara, başka yerlere, özlediği yerlere götüren şiirleri, söyleşileri, yazıları, duygu, anlam ve değer yüklü. Şiiri şiirden daha fazla bir şey yapan güçlü sesiyle şiire değer katan, insanlara şiiri sevdiren bir ozan” tarifinde bulunuyor. Doç. Dr. Nihat Hatipoğlu, “Siz Bedirhan'ı şiir okurken tanıdınız... Ben idealleri uğruna ters rüzgârlara rağmen sarsılmadan yürüyen bir insan olarak tanıdım onu. İnanıyorum ki emanetini teslim edinceye kadar da böyle yürümeye devam edecek... Ben onu böyle okuyorum, istedim ki sizde öyle okuyun onu. Yolun açık olsun Bedirhan...” diyor.
Evet; Gözyaşı günahın rengini soldurur mu, diye soran, her ağlayan mazlum mudur, diye sorgulayan,  80’de çalınan çocukluğum 30 yıldır kayıp, diye hayıflanan, iki seven insanın sessizliği nasıl bir çığlıktır aslında, diyebilen “o kırılgan yürek”  bu kez duygusal metinleriyle karşımızda.
Tıpkı radyo mikrofonlarında olduğu gibi, kitap sayfalarından okuduğunuz zaman da mutlaka size hitap eden, boğuluyorum dediğiniz anda oksijen tüpü gibi yetişen, aşka ve hayata dair çıkmazlarınızda size ışık tutan metinler var Bedirhan Gökçe’nin yazılarında.
Bu eserin kefili intihar etmekten onu dinleyerek vazgeçen ünlüler ile milyonlarca seveninin bildiği “meşhur radyo kapanış konuşmalarının” müdavimleridir…
Ben Bunları Yazarken Sen Yine Uyuyordun belki sizin de uyanmanıza vesile olabilir, kim bilir. 
İşte eserden sizlere Haber 7 olarak seçtiğimiz göz kirası metni:
Kırık Kalpler Ahı
Bir daha bu yolları aynı hevesle yürür müyüm?
Kim bilir ne bekliyor, kalır mıyım ölür müyüm?
Ne malum dünya gözüyle, bir daha görür müyüm
?
Ben Bunları Yazarken Sen Yine Uyuyordun Radyoda Sezen Aksu söylüyor, dışarıda kar yağıyor…
Bardağımda sıcaklığı ıhlamurun, tadı damağımda bir garip kayganlık, içimde duyguların hasat sonu harmanı, savruldukça toza dönüyor her şey vekağıt kesiği bir acıya dönüyor dokunduğum her yer …
2010’un ilk yazısı bu, bugün mağazadaki kız söyledi “elim hâlâ alışmadı 2010 yazmaya” diye “benim de dilim alışmadı" dedim, çıktım…
Oysa nelere alışmıyordu insan! Ne alışamam dediklerimize, NE UNUTULMUŞ VAATLERE…
Ne hayatta yapmam, yaptıramazlar denilenlere…
Ne “görmesem ölürüm” deyipgörmeyince ölmediklerimize
Evet belki ölünmüyor ama adına da yaşamak denmiyor ayrıca, biyolojik olarak hayat devam etse de psikolojik olarak öyle değil işte
Nelere alışıyor insan, alıştıkça şaşırdığı ne çok şeye
Siz kaç ayrılık yaşadınız mesela?
Kaç insanın çığlıkları var içinizde?
Kaç kişiyi öldürdünüz dilinizden dökülen hançer ucu sözlerinizle?
En son hangi ayrılıkta kaldınız, kimi gömdünüz yüreğinizde bir yerlere?
Bir yerlerde ağladığını bildiğiniz kaç kırık kalbin ahı var üzerinizde?
Nelere alışıyor insan değil mi?
El de ayıplayıp, el de kınayıp, elinizde kalan ne çok ilahi adalete…
Ama buna da alışacak buna da katlanacak bunu da unutacaksın.
Neleri unuttuğunu hatırlasan, ne demek istediğimi anlayacaksın…
Dışarıda kar yağıyor, senenin İstanbul’a düşen ilk karı, sanki daha alımlı olacağını biliyor gibi sokak lambasına doğru gidiyor, sallana süzüle ahenkle…
Oysa o kadar yol alıp sonra ‘ıslak asfaltta’ çapı kadar yer tutup gideceğini ve yarın onu benden başka kimsenin hatırlamayacağını bilmiyor bile…
Nasıl diyordu şair;
“Bu gece yılbaşı….
Dışarıda kar yağıyor, dışarıda kar
Ve Tütüyor gözlerimde
Küllenmiş bir mangal gibi eski hatıralar
Peki biz nasıl başlamıştık bu yazıya:
Bir daha bu yolları aynı hevesle yürür müyüm?
Kim bilir ne bekliyor, kalır mıyım ölür müyüm?
Ne malum dünya gözüyle bir daha görür müyüm?
Pişman değilim ama göçtüm kederden
Düşman değilim ama çöktüm erkenden
(Haber 7)

Labels:



comment closed